müstakil ressamlar birliği

Müstakil ressamlar birliği hareketi Türkiye’de çağdaş Türk sanatının devrimci diye niteleye bileceğimiz büyük adımların atıldığı döneme yani 1920’li yıllara rastlar.Tam tarihiyle söyleyecek olursak, Müstakil Ressamlar Birliği 1929 yılında kurulmuştur.Ancak bu hareketin tohumları 1923 yılında atılmıştır.Bu tarihte yurt dışından yeni gelen sanatçıların Yeni Resim Cemiyetini kurmuş olduğunu ancak kendilerine bir yol çizemediklerinden kısa bir süre sonra dağıldıklarını biliyoruz.Dağılan bu grubun içinden bazı sanatçılar Bakanlığın açtığı resim yarışmasını kazanarak Paris’e sanat eğitimi görmeye gitmişlerdir.*(1)1924’de Refik Epikman, Cevat Dereli, Mahmut Cuda, Muhittin Sebati ve Ali Karsan Paris’te Lucien Simon, Jean Pierre Laurens’in atölyelerinde resim çalışmaya başlamışlardır. Paris’in yanı sıra Münih’te Hans Hofmann’ın atölyesinde eğitim gören Zeki Kocamemi, Ali Avni Çelebi gibi gençlerde vardır.’

Müstakil Ressamlar Birliği Sanatçıları arasında şu isimleri sayabiliyoruz:Cevat Dereli, Refik Epikman, Şeref Akdik, Ali Avni Çelebi, Zeki Kocamemi, Ali Çelebi, Muhittin Sebati, Mahmut Cuda. Edip Hakkı Köseoğlu, Turgut Zaim.Müstakil ressamlar Birliği aynı zamanda heykel sanatçılarının da oluşturduğu bir gruptur,bu birliğin kurucularından olan Ratip Aşir Acudoğlu ve bir diğer heykel sanatçımız Hadi Bara o dönem heykel sanatı anlayışı içersinde ilkleri gerçekleştirmişlerdir.Acudoğlu Paris’e gönderilen ilk heykel sanatçımızdır, Hadi Bara ise Paris’te heykeli sergilenmiş olan ilk sanatçıdır.

Aslında Müstakiller döneminde yapılan ilkleri sadece heykel sanatçılarımızla sınırlandırmak son derece yanlış olur.Öncelikle Cumhuriyet döneminin ilk sanatçı topluluğudur bunun yanı sıra sanatçının ekonomik özgürlüğünü savunan ilk sanat birliğidir de...

Günümüzde hala sanatçıların en büyük sorunlarından biri olan sanatçının maddi kaygısını dile getirerek bu konuda çalışmalarda bulunmuşlardır.*(2)Ressamın geçinmek için başka işler yapmasının Türk resim sanatının gelişmesini engelleyeceğini ısrarla savunmuşlardır.’

Bu ressamlarımız resim sanatını halka sevdirmek için büyük ölçüde çaba sarf etmişlerdir;bütün zorluklara rağmen sergilerini değişik illerde sergilemişler, sergi salonlarının ücretli olmasına karşı çıkmışlardır.Osmanlı İmparatorluğunun henüz yıkıldığı, genç Cumhuriyetin göğüslenmesi gereken bir yığın sorununu içinde barındıran bir dönemde kurulan Müstakiller Birliğinin bu yenilikçi atılımları gerçekten takdire değerdir.*(3)’Amaçları resim ve heykel sanatının da geleneksel el sanatları gibi benimsenmesini kolaylaştırmaktır.’

Müstakiller Ressamlar Birliği’nin belki de en çarpıcı tarafı ressamların ortak özelliklerinin yok denecek kadar az olmasıdır. Hemen hemen hepsi değişik akımların etkisi altında çalışmışlardır. Yurt dışında bulundukları dönemde Ekspresyonizm Realizm, Konstrüktüvizm, Kübizm gibi bir çok üslubun etkisi altında çalışmalar yapmışlardır,yurda döndükten sonra alışageldikleri bu üsluplar çerçevesinde çalışmalarına devam etmişlerdir.*(4)’Hatta açtıkları ilk sergilerde kendi ülkemizin görüntüleri ve konular yerine Paris ve Münih peyzajları ve konularının resimlerinde daha çok yer aldığı görülmüştür.’Yine de bu ressamlarımızın hemen hepsinin renkçi kaygılardan çok resimlerinde, desen sağlamlığına ve çizgiye önem verdiklerini ilk bakışta fark edebiliyoruz. Ancak kanımca, Müstakillerin renkten çok desene önem vermelerinin sebebi , o dönemde ressamlarımızı etkisi altında bırakan akımların ortak özelliğinin de renkten çok desen ve çizgiyi temel alan akımlar olmasından kaynaklanmaktadır.

Müstakil Ressamlar Birliği çatısı altında toplanan sanatçılarımızı yapmış oldukları bir tablo üzerinde tartışarak yakından tanımamızın daha uygun olacağını düşünüyorum:

(Resim 195)Cevat Dereli’ye ait ‘Balık Tutan’isimli yağlıboya tablosu Kübizmin etkisindedir. Bu tabloya bakar bakmaz bende yaptığı ilk çağrışım Picasso’nun “Avignon’lu Kızlar’ı”...Ortada elinde ağıyla balık tutan bir erkek figür var, tablonun sağ alt köşesinde kara bir kedi, sol üst köşesinde ise beyaz bir martı resmedilmiş, Kübist anlayışın aksine Sembolik bir hikayeciliği sezinleyebiliyoruz.Oysa Kübizmde konudan önce biçim gelir. Yine de kübizmin de betimlemeyi tamamen kaldırmak yerine yeniden düzenlemeyi amaçladığını biliyoruz.Tabloda koyu lekelerle açık değerlerin dengelenmeye çalışıldığını görüyoruz.Sanatçı renk kompozisyonu içersinde siyah ve beyaz dahil nötr renklerden oldukça yaralanmıştır,bu nötr renkleri diğer renklerin arasında kullanmak suretiyle tablonun genelinde hafif ve yumuşak bir etki yaratılmıştır. Hemen hemen siyah ve beyaz nötrlerin kullanımının eşitliği sağlanmış olduğu için tabloda az kontrastlı bir armoni hakimdir.

(Resim 196)Refik Epikman’a ait ‘Bar’ isimli tablosu da kübist tarzda yapılmış bir denemedir.Genelde koyu değerlerin hakim olduğu tabloda dans eden figürlerin resmedildiğini görüyoruz. Tablodaki figürlerin tablonun dışına taştığını görüyoruz.Bu da seyircide mekanın resmedilmemiş yerlerinin varlığını hissetmesini sağlıyor.Solda duran figürün kıyafeti için kullanılan kırmızı renk seyircide yaratacağı dinamik etki düşünülerek yerleştirilmiş. Büyük renk lekelerinin sınırları yer yer konturlarla belirtilmiş, resimdeki figürlere ve nesnelere hacim kazandırmak için gölgelemelere girilmiş.Tablonun genelinde kontrast bir armoni sağlanmış ve kullanılan siyah, beyaz lekeler ve nötr çizgilerle hem renklerin birbirinden ayrılmasını sağlanmış hem de renk komplementerlerinin kuvveti arttırılmıştır. Epikman sanatın teknik sorunları üzerinde ısrarla durmuş olan sanatçılarımızdandır.

(Resim 197)Cevat Dereli’ye ait olan bu tablonun adı Harman’dır. Konu yerel nitelik taşıyan bir özellik göstermektedir; burda ürünü toplayan kadın figürlerin bir minyatür duyarlılığı ile resmedildiğini görüyoruz. Ayrıca figürlerin portre özelliklerinden dolayı sanatçının karikatürize eğiliminden söz edebiliyoruz.

(Resim 198)Şeref Akdik’ in ‘Ayna Önünde Köpekli Kadın’ isimli tablosu Realizmin etkisi altındadır.Bu tabloda Şeref Akdik’in tamamıyla gerçeğe bağlı kaldığını görüyoruz.Hatta ressamın tamamıyla var olanı tekrar etme kaygısı taşıdığını söyleyebiliyoruz. Tabloda yorumdan,deformeden,kısacası sanatçının kendi kimliğini gösterme çabasından kaçındığını görüyoruz.Mavi ve kırmızının kontrastı ve ön plandaki köpek figüründe kullanılan açık değerle tablonun renk bütünlüğü sağlanmıştır. Tablonun genelinde kullanılan mavi renk tabloya hakimdir ve komplementeri olan kırmızının kullanımıyla kontrast armoni uygulanmıştır, köpek figüründeki nötr renk kullanımıyla komplementerlerin kuvveti şiddetlendirilmiştir.Genelde bu sanatçının tek figür ve portrelerinde başarılı olduğunu biliyoruz.

(Resim 199)Ali Avni Çelebi’nin ‘Yaralı Asker’ tablosundan da anlayabileceğimiz gibi Müstakiller arasında tamamıyla farklı bir üsluba sahip olan bir sanatçımızdır.Resmin kompozisyonunun büyük bir bölümünü ön planda yer alan iki asker figürü kaplamaktadır.Bu tablo Kübist etkilerden çok Ekspresyonist etkiler altındadır.Konu ve kullanılan üslubun uyum sağladığını düşünüyorum.Nitekim savaştan yeni çıkmış bir ülkenin sanatında ekspressif arayışların olmasından daha doğal bir şey olamaz.Ali Avni Çelebi diğer Müstakil ressamlar gibi kendinden önce gelen kuşağın Empresyonist yaklaşımlarını ret etmiştir.Sanatçıda her ne kadar ekspressif bir yaklaşım görsek de, yine de renk seçiminde diğer Ekspresyonist sanatçılara göre özellikle bu tablosunda daha çekimser kaldığını görüyoruz.

Bu sanatçımız Münih’te Hans Hofmann’ın atölyesinde çalışmıştır.

(Resim 200) ‘Maskeli Balo’ isimli tablosunda daha farklı bir üslup kullandığını görüyoruz.Bu tablosunda Kübizme daha yakın bir etki vardır.Figürlerde sağlamlık ,resmin kompozisyonundaki uyum ressamın verimli döneminde yaptığı bu resmin başarısının göstergesidir.Aynı zamanda çarpıcı renklerle bir arada kullandığı ölgün renkler arasındaki uyumu da başarıyla sağlamıştır.

(Resim 201)Aynı ressamın ‘Vitrin’ isimli resmi Hofmann’ın atölyesinde aldığı eğitimin temeli üzerine kurulmuş deneyimlerini yansıtır.Yani *(5) ‘Doğal nesneler ilk olarak geometrik bir kalıp içine alınacak,çizgisel bir şemaya vurulup,hava içinde kapladığı yeri,kitle ağırlığıyla saptanacaktı.’Bu resimde figürlerin ve nesnelerin şematik parçalara ayrılmış halini daha net görebiliyoruz.Fırça darbelerindeki rahatlığı ise sanatçının kimi resimlerinde Ekspresyonizmin etkisinde kalmış olmasından kaynaklanmaktadır.Sanatçının özellikle son iki resminde çarpıcı renkleri seyirci üzerindeki etkisini düşünerek bilinçli olarak tabloya yerleştirmiş olduğunu görüyoruz.Resmin odak noktasına yerleştirilen kırmızı ve yeşil komplementerlerin etrafını çevreleyen nötr siyah,beyaz ve tonlarıyla ilk bakışta seyircinin dikkatini çekmeyi başarmaktadır.

(Resim 202) ‘Kediler ve Sincap’ isimli tablosunda renklerin kullanılışı yönünden sanatçı yine Ekspresyonizmin etkisi altındadır. Fırça vuruşlarındaki sertlik,canlı renklerin seçimi de bunun göstergesidir.

(Resim 203) ‘Kuşbaz’ isimli tablosunda ise saf renklere yönelişi Ekspresyonizmden Fovizme doğru bir göndermede bulunmaktadır. Büyük alanlarda kullanılan kırmızı,mavi ve yeşilin kontrastı bize Ali Avni Çelebi’nin paletinden bu renkleri hiç eksik etmediğine dair bir ipucu veriyor. Bu tablonun lokal tonu kırmızı yani sıcak bir gamdan seçilmiştir ve komplementeri maviden yola çıkılarak mavimtırak yeşillere yer yer sarı ve canlı yeşillere yer verilmiştir.Fırça darbelerindeki heyecanı yine tablodan seçebiliyoruz.

(Resim 204) Zeki Kocamemi’ye ait bu tablo sanatçının annesinin portresidir.Soğuk renklerin seçildiği bu tabloda son derece sağlam bir desen alt yapısı bulunmaktadır.Bu sanatçımız da tıpkı Ali Avni Çelebi gibi tablolarında çizgiselliğe ve geometrik altyapıya önem vermiştir. Annesini resmettiği bu tablosunda az renk kullanarak ağırlığı desene vermiştir.Tablodaki figür renkten çok desen anlamında çözülmüştür.

.Bu tabloda neredeyse mono kromatik diyebileceğimiz bir armoni kullanılmıştır.Nüans renklerden sarı ve mavimtırak yeşilin orta, koyu ve açık değerlerde tonlarının kullanılarak bu renklerin armonisine gidilmiştir.

(Resim 205) Aynı sanatçıya ait olan ‘Çıplak’ isimli bu tabloda yine sanatçının desene verdiği ağırlığı görebiliyoruz.Figür, kübist bir yaklaşımla çözümlenmiş, ışık-gölge değerleri ışığın geliş yönüne göre yerleştirilmiştir.Bu resimde tıpkı sanatçının bazı resimlerinde de olduğu gibi boyayı yüzeye indirgeyerek kullandığını görüyoruz.Öyle ki kimi yerlerde sanatçı kullandığı yüzeyi de bu sayede resme dahil etmiştir.Bu tablosunda da tıpkı ‘Çıplak’ isimli tablosunda olduğu gibi analogüs yani nüans renklerle armoni sağlamıştır. Yani kromatik dairede yan yana düşen renklerden yaralanılmıştır.Kullanılan sarı-turuncular ve yeşiller gibi...Böylelikle yan yana gelen bu analogüs yani nüans renkler birbirlerinin kuvvetini kırarak olduğundan zayıf görünmektedirler.Böylece sanatçı yine asıl isteği olan tabloda desen vurgusunu sağlamıştır.

(Resim 206) Zeki Kocamemi’nin Ağaçlı Yol isimli bu tablosu ise diğerlerinden biraz farklıdır.Büyük alanlarda renk lekelerinin açık koyu değerlerle araştırıldığını görüyoruz Sanki sanatçı burda desen ya da biçimden çok rengi ve lekeyi ön plana çıkarmış gibidir.Bu tablosunda daha ekspresif bir üslup kullandığını görüyoruz.

(Resim 207) Yine aynı sanatçıya ait olan bir diğer tablo da ‘Tabureli Saksı’ isimli tablodur. Bu tabloda da yine kontrast renk armonisi hakimdir. Tabloda ton lokali turuncudur ve bu renk kontrastı mavi renkle tamamlanmıştır.Arka planda kullanılan yeşille kontrast armoninin bütünlüğü sağlanmıştır. Bu tabloda sanatçının daha realist bir üslup kullandığını görüyoruz.Işığın geliş konumuna göre ışık oyunlarına yer verilmiştir.Diğer resimlerine göre her ne kadar daha realist bir üslupla çalışmış olsa da yine de resim sanatçının üslubundan tamamiyle yoksun değildir,bundan dolayı da bu resmi için tam anlamıyla akademik bir çalışma olduğu yorumunu yapamıyoruz.

(Resim 208)Hale Asaf’ a ait ‘İsmail Hakkı Oygar’ın Portresi’ şematik anlatımla yapılmış olan bir portredir .Hale Asaf, Matisse’in ilkelerini benimseyerek kullanmış olan bir sanatçımızdır.Matisse ışık-gölge geriliminin yarattığı etkiyi kontrast renkleri kullanarak yaratmayı başarmıştır.Hale Asaf da renklerin kontrast kullanımını, biçimlerin ayrıntıya girilmeden verilmesini, az renk kullanımını bu tablosunda da uygulamıştır.

(Resim 209)Mahmut Cuda’ya ait olan bu resmin adı’Torslu Natürmort’tur.Bu sanatçımız daha çok doğaya bağlılığından dolayı yaptığı natürmortlarla tanınmıştır.Bu resimde sanatçının realist bir üslup kullandığını söyleyebiliyoruz.Tablonun desen anlamında sağlam bir altyapısı vardır.Kontrast renklerle yapılan düzenleme tablonun renk armonisinin de kontrast bütünlüğünü oluşturmuştur.Resimdeki objelerin modülasyonu ya da arka plandaki mavinin valörleri resme zenginlik katmıştır.

(Resim 210)Edip Hakkı Köseoğlu’ na ait olan bu resmin ismi ‘Bursa’dan Görünü’dür.Sanatçı yağlıboyalarında resmin sadece plastik yanıyla değil hikayesiyle de ilgilenmiştir. Bundan dolayı bazı çevrelerce onun sanatı ‘illüstrasyon’ niteliği taşıyan resimler olarak değerlendirilmiştir.Bu resminde sanatçının çok yumuşak bir etki yarattığını görüyoruz.Bunun nedeni sanatçının renkleri saf renkler olarak kullanmayıp beyazla açmış olmasından kaynaklanmaktadır.

tr özelliğe sahip beyazın tablonun genelinde büyük bir paya sahip olmasıyla oluşan açık tondaki büyük leke görünüşteki sakinliği yaratarak renk şiddetini azaltmıştır.

(Resim 211)Aynı ressama ait olan bu tablonun adı ‘Seyhan Nehrinde Mandalar’dır.Bu resimdeki etki de hemen hemen sanatçının diğer resminde yarattığı etkiyle aynıdır.Renkler yine beyazla karıştırılarak şiddetleri azaltılmak suretiyle kullanılmıştır.Sanatçının boya kullanımı yüzeye indirgenmiş yer yer tuvalin beyazından yaralanılmış bir teknik özelliği göstermektedir.

(Resim 212)Turgut Zaim’e ait olan bu tablonun adı ‘Orta Oyunu’dur.Bu sanatçımızın genelde konuları yerel konulardır.Resimlerinde konuları işleyişi minyatür sanatını çağrıştırmaktadır.Bu özellikleriyle Müstakil ressamlardan tamamiyle ayrılır.Figürlerinde tek bir tip kullanmıştır. Resimlerinde kullandığı bu tek tip figürler genç yaşta ölen karısının yüzünü çağrıştırmaktadır.Bu resmi çok gelişmiş bir minyatür olarak yorumlayabiliriz.Genel anlamda bu resimde sanatçının naif bir üslup kullandığını görebiliyoruz.

(Resim 213) Aynı sanatçıya ait olan bu tablonun adı ise;’Cami Şadırvanı’dır.Kullanılan figürlerdeki yüzler yine bütün resimlerindeki figürlerin yüzleriyle aynı özelliği göstermektedir.

(Resim 214)Turgut Zaim’e ait olan bir diğer tablonun adı da ‘Halı Dokuyanlar’dır.Aynı yüz ifadesini bu tabloda da görmek mümkündür.Ön plan arka plan ilişkisinde resmin derinliği pek de vurgulanmamıştır.Desen anlamında daha çok naif bir yaklaşımı görüyoruz.

Müstakiller yaklaşık on yıl kadar varlıklarını sürdürmüşler,daha sonra dağılmışlardır. Pek çok konuda ortak yanları bulunmasa da bu grubun bir diğer özelliği de mensubu olan sanatçılarından bazılarının çok genç yaşta kaybedilmiş olmasıdır.Belki de varlıklarını çok fazla sürdürememelerinin bir diğer sebebinin de bu olduğu düşünülebilir...

Müstakiller dağıldıktan sonra bazı sanatçıların varlıklarını ileriki yıllarda da sürdürdüklerine tanık oluyoruz.


*(1)Günümüz Türk Resim Sanatı, Syf.24 Ayla Ersoy Bilim Sanat Galerisi

*(2)Türkiye’de Sanat Dergisi, Sayı:35 Syf:32

*(3)Thema Larousse, Milliyet Yayınları, 1994, İstanbul, Sayı:6 Syf:343

*(4)Günümüz Türk Resim Sanatı, Bilim Sanat Galerisi, 1998 Syf:25

*(5)çağdaş Türk Resim Sanatı Tarihi Cilt:2 Tiglat Basımevi,Nurullah Berk-Adnan Turani Syf:74