D GRUBU


Fikret Adil 1933 yılı Eylülünde Cihangir’deki Yavuz apartmanının beşinci katında ressam Zeki Faik İzer’in evinde beş ressam ve bir heykeltraşın toplanarak bir sanat topluluğu oluşturduklarından ve adını “D” Grubu koyduklarından bahseder. Zeki Faik İzer’den başka Nurullah Berk, Elif Naci, Cemal Tollu, Abidin Dino ve heykeltraş Zühtü Müridoğlu’ndan oluşan gruba “D” Grubu isminin verilmesinin nedeni Osmanlı Ressamlar Cemiyeti, Sanayii Nefise Birliği ve Müstakil Ressam ve Heykeltraşlar Birliği’nden sonra kurulan 4.birlik olması nedeniyle alfabenin 4.harfi olan D harfini isim olarak seçmesidir. Onlara göre Türkiye’deki resim ve heykel anlayışı en azından elli yıllık bir gecikme gösteriyordu ve empresyonist eğilimleri reddeden grup kübist ve konstrüktivist akımlardan yola çıkarak sağlam bir desen ve inşa temeline oturtulmuş bir sanatsal anlayışı ilke edinmişti. Böylece yalnız desenlerden oluşan ilk sergisini 3 Ekim 1933’de Beyoğlu’nda Narmanlı hanının altındaki Mimoza şapka mağazasında açtı. Adı geçen beş sanatçıyla açılan bu ilk sergiden sonra 1934 yılında Turgut Zaim ve Bedri Rahmi Eyüboğlu, 1935 yılındaki 7. “D” Grubu sergisinde Halil Dikmen, Eşref Üren, Eren Eyüboğlu, Arif Kaptan ve Salih Urallı 1941 yılındaki 9.Sergide ise Hakkı Anlı, Sabri Berkel, Fahrunnisa Zeid ve heykeltraş Nusret Suman gruba katılmış böylece gruptaki sanatçıların sayısı on altıya yükselmiştir.

Paris’te Kübist tavırla hareket eden, resim tekniğini yapısal temellerle sağlamlaştırmış olan Andre Lhote, Fernand Leger, Marchel Gromaire gibi sanatçıların özel atölyelerinde ders almış sanatçıların da içinde bulunduğu “D” Grubu müstakiller hareketine göre daha entellektüel seçkinci bir eğilim içinde olmuş, onlara göre daha sıkı bir dayanışma göstermişlerdir. Bu sebeple müstakillerden daha uzun süre varlığını sürdürmüş, yurt içi ve yurt dışı sergileriyle 1951 deki on altıncı sergiye kadar grup özelliğini korumuştur.

Tekniğinde de paletindeki rengi değişimle Türk sanatında önemli bir yere sahip olan “müstakiller”in etkinliğini sürdürdüğü bir dönemde yenilikçi anlayış D grubu ile varlığını pekiştirmiştir. Fikret Adil’le birlikte grubun sözcülüğünü üstlenen Nurullah Berk’in sonraki dönemlerde bir dergiye isim olarak seçtiği “yaşayan sanat” sloganını benimsemiş olmalarıyla da yeni eğilim ve anlayışa sahip sanat fikrini kendilerine ne denli ilke seçtiklerini anlamak mümkündür.

NURULLAH BERK

1923 yılında Paris’ten yurda dönüşünde Müstakil Ressam ve Heykeltraşlar birliğinin kuruluşuna katılan Nurullah Berk bu birliğin bir çeşit dayanışma isteğinden öte herhangi bir akım felsefesi ortaya atamamasından dolayı birlikten ayrılmıştı. 1932 yılında tekrar Paris’e öğrenim görmek için gitmiş ve orada Andre Lhote ve Fernand Leger gibi kübist – konstrüktivist tarzda çalışan sanatçıların atölyelerinde çalışmış ve bu sanatçıların anlayışlarında ilk kübist – konstrüktivist resimleri ülkesine taşımıştır.

Resim 215: Nargile İçen Adam 60 x 93 Tuval üzerine yağlıboya, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi: Resim ilk bakışta kübist parçalanmalarıyla ve kalın siyah konturlarıyla dikkat çekiyor. Batıdaki anlamda bir kübizm yoktur bu resimde. Biçimsel olarak yararlandığı bu akım burada farklı bir ifadeye kavuşmuştur. Konturların arası pürüzsüz ve arı bir şekilde boyanmıştır. Sıcak ve soğuğun dengeli bir uyumunun göze çarptığı resimde Nurullah Berk yerel motifleri kübizme uygulamış böylece değişik bir doğu batı sentezi oluşturmuştur.

Resim 216: İskambil kağıtlı naturmort, 60x80 Tuval üzerine yağlı boya, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi: Bir önceki resmine göre yöresel motiflerden uzak, herhangi bir sentez oluşturmadan kaynaklandığı kübizm akımına daha yakın olduğu anlaşılan bir resim gibidir. Bu resimde kontur olmayıp bunun yerini biçimlerin arkasından çıkıp geçişli bir şekilde ayılıp kaybolan siyah gölgeler almıştır. Bu resme bir derinlik de katmıştır. İlk dönem resimlerinden olduğu anlaşılan resimde daha sonraki resimlerinde görülecek olan konturların ilk izlerini görebiliriz.

Resim 217 : Gergef İşleyen Kadın 60x73 Yağlıboya tuval, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi: Nargile içen Adam isimli resimde gördüğümüz özellikler bu resimde de yer almaktadır. Yine konturlarla biçimler parçalanmış ve günlük yaşamın sıradan bir yaşantısını ele almıştır.

Resim 218: Ütücü Kadın 100x100, Tuval üzerine yağlıboya, Tiglat Sanat Galerisi özel kolleksiyonu: Resimde konturlar yine değişmeyen bir unsur olarak yer almıştır. Bu resimde Nurullah Berk kendine özgü alanı yakalamış gibidir. Biçimler önceki resimlerinde olduğu gibi çok parçalı değildir. Parçalanmalar formu bozmayacak şekilde yer yer kontur kullanmadan renkler ve tonlarla yapılmıştır. Önceki resimlerinde merkezi olan kompozisyon burada değişmiş, figür bu sefer resmin ortasında değil sol tarafta yer almıştır. Geleneksel biçimlerin üzerine bu resimde daha önemle durulmuştur. Konu olarak yine gündelik hayatlarındaki insan motifleri işlenmiştir.

Resim 225: Çömlekçi 98x130 cm, tuval üzerine yağlı boya İstanbul Resim ve Heykel Müzesi: Bu resimde Nargile İçen Adam resmindeki parçalanmaları hatırlatan parçalanmaları figür dışındaki nesnelerde görüyoruz. Figürde gördüğümüz parçalanma ise bize ütücü kadın adlı resmi hatırlatır. Böylece bahsettiğimiz iki resim arasındaki bir aşamaya yerleştirebiliriz bu resmi.

CEMAL TOLLU

Grubun yaşça en büyüğü olan Cemal Tollu sanatta devrimci kişiliğiyle yaşamında ağırbaşlı, prensiplere bağlı, değerli bir hoca iyi bir sanat yazarı olarak önemli bir sanatçı portresi çizmiştir. O dönemin çalkantılı dönemi içinde İstanbul’da çalışmalarını daha fazla sürdürememiş İstiklal savaşına katılmıştır. 2.dünya savaşına yakın yıllarda Münich’de Hoffman atölyesindeki çalışmalarından sonra Paris’te ilk olarak Nurullah Berk gibi Andre Lhote sonra Fernand Leger’le çalışmıştır. Bir süre Charies Despiau’nın atelyesinde heykel çalışmıştır.

Önceleri Gromaire’nin etkisinde resimler yapan Tollu’nun sanatında sonraları önemli değişmeler olmuş. Eti ve Çivi yazısından etkilenmiştir. Akademi Müdürü Burhan Toprak’ın çağrısıyla Türkiye’ye gelen sanatçı yapılan kazılar sonucunda Ankara’da toplanan arkeolojik eserlerden. Eti heykel ve alçak kabartmaları kunt biçimler ve anıtsal çizgiler olarak eserlerine yansıtmıştır.

Resim 219 Ana Toprak 95 x 130 Tuval üzerine yağlıboya İstanbul Resim ve Heykel Müzesi: Bu resim çocuğunu emziren bir anneyi konu almaktadır. İlk bakışta Nurullah Berk’in resimlerine benzer görünmektedir. Berk gibi Cemal Tollu’da Fernand Leger ve Andre Lhote atölyesinde eğitim gördüğü için bu benzerlik doğaldır. Berk’in resimlerinde olduğu gibi bu resim de kübist konstrüktivist tarzda ele alınmıştır. Bunu figürlerdeki bölüntülerde ve figürleri çevreleyen konturlarda gösterebiliriz. Yalnız Berk’ten farklı olarak figürlerdeki yapısal ve hacimsel sağlamlık göze çarpar, Figürlerin beden yapısı biçim bozuma uğramıştır. Böylece plan ayrımları somut bir şekilde ortaya çıkmıştır. Fazla renkten ve ayrıntıdan kaçınmıştır.

Resim 220: Ankara Keçiler 90,5 x 121 cm Tuval üzerine yağlı boya İstanbul Resim ve Heykel müzesi, Yine kübist – konstrüktivist tarzda yapılmış resim çoban ve koyunlarını ele almaktadır, Figürlere baktığımızda bu resmin Cemal Tollu’nun Eti heykel ve kabartmalarından etkilendiği resimlerden biri olduğu anlaşılır. Sade renklerle yapılmış resimde ön sıradaki keçilerin yatay hareketini dikey hareketleriyle insan figürleri dengelemektedir.

Resim 221 Dansöz, 54x65 Tuval üzerine yağlıboya, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi: Cemal Tollu’nun Kübist konstrüktivist tarzda çalışmadan önce yaptığı resimlerden biridir. Dansçı bir kızı konu aldığı resim lekeci tarzda ele alınmıştır.

ZEKİ FAİK İZER

Resim 220, Zeki Faik İzer resimlerinde dinamik, sinirli, bir bakıma romantik bir karakteri yansıtır. Sanatçı Fransa’daki öğrenim yıllarında, Lhote atölyesinde çalışmış olmanın verdiği yönelişle kübist denemelere girişmiş olduğu halde, bu anlayışın, geometrize edilmiş tarzın, fazla entellektüel ve ölçülü tekniğine kendini uydurmakta zorlandığı için yapısına daha uygun bulduğu Othan Friezs’in yanında çalışmayı yeğlemiştir.

Herhangi bir ön çalışma olmadan yaptığı resimlerde daha özgür olduğunu hissetmiş, rastlantılara da önemli bir yer vermiştir. Böylece herhangi bir kurala ya da ilkesel bağıntıya zorunlu olmadığını göstermiştir. Rahat fırça vuruşlarıyla oluşturduğu biçimler Taşizm – Lekecilik adıyla modern sanatın en önemli çalışmalarındandır.

Resim 222. Sultan Ahmet Camii’nin Camları 120 x 170 cm. Tuval üzerine yağlıboya, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi: Resimde renklerin heyecan dolu dinamik ve uyumlu dağılışı dikkat çekmektedir. Sultan Ahmet Camii’nin renkli camlarından etkilendiği anlaşılan resme ilk bakıldığında bu camiye ait herhangi bir görüşle karşılaşamıyoruz. Sanatçı bu tablosunda camideki renkli camların karşısında duyduğu heyecanı tuvalin yüzeyine hiç bir ön düşünce olmadan aktarmıştır.

ABİDİN DİNO

“D” Grubunun kurucularından olan sanatçı sonradan “Yeniler”e katılmış, ilk resimlerinde daha çok çizgisel desenlerle dikkat çeken sanatçı daha ilerki dönemlerde toplumsal gerçekçi resimler yapmıştır. Pariste Çalışmalarını sürdürmüş olan Abidin Dino’nun ideolojik eğilimli resimleri yanında erotik havaya da büründüğü resimler yapmıştır.

Resim 223: Antibes, 73x92 cm. Tuval üzerine yağlıboya, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi.

ELİF NACİ

Bir ev içi ressamı olan Elif Naci de “D” Grubu kurucuları arasındadır. Ressamlığının yanında yazarlık, müzecilik ve organizatörlük yapan sanatçı çok yönlü bir kişiliktir. Akademide Çallı’nın öğrencisi olmuş, zamanla eski Türk sanatlarına yönelmiştir. Özellikle soyut müzikal karakterlerinden faydalanarak eski yazıları tablolarına birer plastik eleman olarak yansıttı. Batı hayranlığını bir kenara iterek Türk resminin yaratılmasında önemli payı olmuştur.

Resim 224: Saklanan Çocuk, 54x73 cm. Tuval üzerine yağlıboya İstanbul Resim ve Heykel Müzesi: Sanatçının oda içi resimlerinden biri olan “Saklanan Çocuk” adlı resim odanın içinde saklanan bir kız çocuğunu konu alıyor. Neden saklandığı çok belli olmayan kız belki oyun oynuyor, belki de işlediği bir suçtan dolayı saklanmış olabilir. Çocuğun saklandığı kapının açıldığı mekan resimde bir derinlik yaratıyor.

BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU

“D” grubuna 1934’te katılmıştır. Çok yönlü bir sanatçı portresi çizmiş olan Bedri Rahmi Eyüboğlu sadece ressam olarak değil, dekoratör, yazar ve şair olarak da başarılı bir kişiliktir.

Paris’te Andre Lhote akademisinde çalışmış fakat ilk dönemler daha çok Raoul Dufy’nin etkisinde kaldığı anlaşılan resimler yapmıştır, ileriki dönemlerde de kendine özgü bir üsluba kavuşmuştur.

Folklor sanatının zengin motiflerini keşfeden Bedri Rahmi, Türk halı, kilim, çini, yazma hat sanatını kendine kaynak olarak almış, bunların çizgi, biçim ve renklerini kullanarak batı ve yerel estetiğin bir sentezini oluşturmuştur.

Resim 226: Köylü kadın (Tren, Yataklı – Vagon) 146 x 183 cm Duralit üzerine yağlıboya, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi: Anadolu’daki el işlemeciliğine ait desenleri kendi anlayışıyla yorumladığı bir resimdir. Dekoratör olmasından dolayı bazı resimlerinde bu kendini hissettiriyor. Pano yaparken kullandığı mozaik tekniğini burada siyah fon üzerine boya ile olgulamıştır. İlk dikkati çeken çocuğunu emziren anne figüründen başka alt tarafta bu figürlerden bağımsız olarak yer alan vagonlu bir tren, onun da sağ ve solunda bulunan figürler göze çarpar.

Resim 227: Korupark 60x60 cm. Duralit üzerine yağlıboya Özel Kolleksiyon, Bedri Rahminin bir çok resimde gördüğümüz deformasyonları bu tablosunda görmek pek mümkün değil. Sanatçı figüretif resimlerinde deformasyonları çok kullanırken diğer nesneleri ele aldığı resimlerinde deformeden kaçınmakta ve nesnelerin nesnel yapılarına bağlı kalmaktadır. Figüre ilişkin çok küçük bazı boyamalar ve çizimler bu resimde de yer almakla birlikte bu figürler resme varlık olarak pek katılmıyorlar.

EREN EYÜBOĞLU

Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun eşi olan sanatçı büyük ölçüde Bedri Rahmi’den etkilenmiş. Paris yıllarıyla birlikte başlayan ve küçük bir arayla Bedri Rahmi’nin ölümüne dek süren bu beraberlik resim sanatımız açısından verimli bir birlikteliktir.

Resim 228: Pirinç Hanı, 50x70 Mukavva üzerine yağlıboya özel kolleksiyon “D” Grubunun genelinde olduğu gibi Eren Eyüboğlu gündelik insan yaşamını bu resimde yine ele almıştır. Oldukça dinamik, heyecan dolu bir resimdir. Eşi Bedri Rahmi’den bazı izler taşımakla beraber Eren Eyüboğlu bu resminde plastik anlamda daha başarılı çalışma ortaya koymuştur.

SABRİ BERKEL

Türkiye’de soyut resmin oluşumunda çok önemli olan sanatçılarımızdandır. Zamanla geometrik soyuttan kaligrafik ve lekesel soyuta doğru bir eğilim gösteren sanatçı resim çalışmalarını Zagrep Akademesinde yürüttükten sonra İtalya’ya gitmiş Floransa Akademesinde Felice Carena ile çalışmalarını sürdürdü. İtalya’da oradaki klasik kültürün sağlamlığı onu etkilemiş Türkiye’ye döndüğünde sanatının en dikkat çekici yönü olmuştur.

Resim 229.Taksim Meydanı 70x100 cm Mukavva üzerine yağlıboya. Özel Kolleksiyon: Sabri Berkel’in bu resmi soyuta geçiş resimlerinden biri gibidir. Renkler arı ve prüzsüz olarak yer almıştır. Bu yapılırken Resminin zeminin rengi yer yer korunmuştur. Sonraki resimlerinde görülecek olan kontur bu resminde henüz yer almaz.

Resim 230: Yoğurtçu, 130x162 cm Tuval üzerine yağlıboya, Özel Kolleksiyon: Sanatçının olgunluk dönemi eserlerinden biridir. Gündelik yaşamda karşılaşılan bir insan manzarası bu resimde yer alır. Birbirini değişik yönlerde ve farklı konumlarda kesen eğrilerin ve düz çizgilerin kendi aralarında oluşturdukları bir uyum göze çarpar. Daire, elips, yarım daire, üçgen gibi geometrik unsurlar kullanılarak biçimlendirilmiş yoğurtçu figürü daha çok düz çizgilerin bulunduğu bir fonda yer almıştır.

Resim 231: Şişeli Naturmort 46x55 Mukavva üzerine yağlı boya Özel Kolleksiyon: Sanatçının bilinen diğer resimlerinden oldukça farklı bir resmidir. Bu farklılık gerek ele aldığı konuda gerekse biçiminde kendini gösterir. İlk bakışta Cezanne’ı hatırlatan renkçi anlayışla yapılan bir resim olan “Şişeli Natürmort” kendi alanında oldukça etkileyici bir resimdir.

SALİH URALLI

Picasso’dan etkilendiği anlaşılan oldukça etkileyici resimleri olan sanatçı daha çok figürlü kompozisyonlar yapmıştır. İleriki dönemlerde sergilerde yer almamıştır.

Resim 232: Şapkalı Kadın, 38 x 46 cm Özel Kolleksiyon.

HALİL DİKMEN

Sanatçı İtalyan Rönesansından etkilenmiş, gerçekleştirdiği birkaç soyut çalışmalarının yanında Rönesans ilkelerine bağlı resimler yapmıştır. Kübist deformasyon tarzında soyutlamalar yapmış, Türk soyut resmine önemli katkılarda bulunmuştur.

Resim 233 Balıkçılar 151x226, yağlıboya, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi. Ağlarını çeken balıkçıları konu edinen resim etkileyici bir kompozisyona ve duygusal bir atmosfere sahiptir. Kullanılan renkler ve ışık etkileyici bir şekilde kullanılmış, duygusal atmosfer böylece oluşturulmuştur. Siyah oldukça cesur kullanılmış, resmin solunda ve ortasında yer alan figürde kullanılan kırmızılar dikkat çeken tek parlak renk olarak resmi dengeleyen bir rol üstlenmiştir.

Resim 234 figürler 40x60 cm Kontrplak üzerine yağlıboya İstanbul Resim ve Heykel Müzesi: Sanatçının kübist deformasyon anlayışındaki soyut resimlerinden biridir. Bu tarzda Türkiye’de yer alan önemli çalışmalardandır.

D Grubu bu sanat anlayışındaki ilericiliği, devrimci görüşleri doğal olarak, klasik, akademik resmi, savunanlar tarafından tepkiyle karşılanıyordu.Hareketsiz donuk bir sanat yerine Batı da yaygın olan, daha dinamik olan çağın sanatını yansıtmak istiyorlardı.Fakat çağın sanatı bazı çevrelerin anlayabileceği bir aşamada değildi.Mesela o dönemin tanınmış gazetecisi olan Selami İzzet Sedes kimi sanatçıların yazı yazmalarına, konferans vermelerine, sırasında bilgiçlik taslamalarına değinerek,<Grup sanatçıları her şeyi biliyorlar ama resim yapmasını bilmiyorlar > gibi aşırı bir sataşmada bulunmuştu.Bunu yanında Refik Cevat Ulunay ı Ercüment Ekrem Talu ise daha olumlu eleştiriler getiriyorlar.Ercüment Ekrem Talu <Beş ressam ve heykeltraştan oluşan bir grup sanatçının yurtlarına modern ve entelektüel bir sanat zevki aşılamak istediklerini yazıyordu.Suut Kemal Yetkin, genç sanatçıların <alışılmamış şeyleri getiren yeni yolları açmanın kendilerine düştüğünü > yazarken, Mazhar Şevket İpşiroğlu gençlerin kendi içlerine kapanık çalıştıklarını, topluma açık olmadıklarını savunuyordu.Grubun güzel sanatlar akademisinde açtığı bir sergiden Şevket Rado övgüyle bahseder.

Eşref ÜREN (1897): Resim 237 D Grubuna sonradan katılan Eşref Üren D Grubunun genel havasından farklı bir yol tutturmuştu kendine. Kübist, Konstrüktivist ilkelerin aksine, empesyonist bir tarz sergiliyor.Daha çok Ankara’da yaşadığı için, Çankaya dan, Kurtuluş Parkından yaptığı açık hava resimleri empresyonist tarzı yansıtıyorlar Bir anlamda günü modası olarak algıladığı kübist, konstrüktivist gibi eğilimlerin gelip geçici olduğuna inanmış bu yüzdende açık havada çalıştığı empresyonist tarzındaki resimlerin kalıcılığına inanmış bir sanatçıdır.Resim 235: Kurtuluş Parkından bir manzara .İstanbul Resim ve Heykel Müzesinde bulunuyor.122+129cm Tuval üzerine yağlı boya.Günlük yaşamdan bir kesit görüyoruz bu resimde.Parkta dolaşan insanlar ön planda resmedilmiş.Sağda, solda ve arka planda ağaçlar daha arka planda da şehir görüntüsü var.İlk bakışta hemen görebileceğimiz gibi, gökyüzünde, ağaçlarda ve yer yer yerlerde fırça vuruşlarında empresyonist bir etki görülüyor.Genel olarak soğuk renkler hakim.

Arif KAPTAN (1906): Hiçbir akademik eğitim görmeyen kendi kendini yetiştiren arif kaptan ilk zamanlarda doğadan çalışmış, daha sonra soyut araştırmalara başlamış ve uzun süre soyut resimlere bağlı kalmış.Fakat 1978 de İstanbul’da açtığı son sergide soyut türden ayrıldığını başlangıç dönemindeki tarzına döndüğünü açıklamıştırResim 236:Manzara. Tuval üzerine yağlı boya.Empresyonist tarzda yapılmış bu resim doğadan çalıştığı döneme ait.Tarz olarak Eşref Üren’in resimlerini çağrıştırıyor.Ağaçlarda ve mimarideki çizgiler, öncelikle Eşref Üren den etkilenebildiği düşüncesini akla getiriyor. Gene aynı soğuk renkler hakim.Mavi ve Özellikle bir çok tonu kullanılmış.

Hakkı ANLI (1906):Arif Kaptan gibi ilk başlarda somut çalışan figür ve natürmort resimleri yapan , sonradan soyut resimler yapan diğer bir ressam da Hakkı Anlı dır.Hakkı Anlı Fransa’ ya gidip yerleştikten sonra tamamen soyut bir tarza yöneldi.

Ercüment KALMIK (1909-1977): D Grubuna üye olmayan fakat bu grubun döneminde yaşayan ve bu gruba çok yakın olan Ercüment KALMIK ilk resim denemelerinde daha çok gazete ve dergi ressamlığına, bir çeşit <illüstrasyoncu> luğa yaklaşan bir üslupla, uzun bir süre çalıştıktan sonra Avrupa gezileri sırasında Sanat sorunlarını derinlemesine incelemiş, yağlı boya, fresk, mozaik, gravür gibi türlerde de adından söz ettirmeye başlamıştı.Önce İstanbul Teknik Üniversitesi’nin Mimarlık fakültesinde, sonra Güzel Sanatlar Akademisi’nde öğretim üyeliği yapmıştır.Hızlı ve Pratik bir tarzda çalışma yöntemiyle büyük boyutlu yağlı boya tabloların yanında linol baskılar, Mozaik, lavi çalışmaları, sulu boya, guaj desen ve taslaklarıyla Ercüment KALMIK resim sanatımızın önemli temsilcilerimizden biridir.Eserleri arasında <İstanbul Limanı>, <Balıklar>,<Martılar>,<Köy> gibi eserleri sayabiliriz.Ayrıca <Renklerin Armoni Sistemleri> ve <Tabiatta ve Sanatta Doku> gibi iki önemli kitabıyla da sanat alanında yetişen öğrencilere önemli bilgiler sunuyor.Resim 238:Doğu Anadolu Köyü. 140x110 cm. Tuval üzerine yağlı boya.Ankara Resim ve Heykel Müzesinde bulunuyor.Bir köy manzarası konu edilmiş.Arka planda bir köy.Solda Doğu Anadolu kıyafetiyle bir kadın var.Biçimler geometrik parçalamalarla düzenlenmiş.Çok parçalı bir kompozisyon.Çok canlı ve sıcak renkler resme hakim.Düz, gölgesiz renk lekeleri ve geometrik biçimlerle oluşturulmuş bir kompozisyon.Kare ve dikdörtgenlerle oluşturulmuş bir köy manzarası var.Resim 239:Soyut Manzara Liman.100.5+150.5 cm .Tuval üzerine yağlı boya.İstanbul Resim ve Heykel Müzesinde bulunuyor.Soyut biçimlerle oluşturulmuş merkezi bir kompozisyon.Sert çizgi hatları ve lekeler resme hakim.En alttaki biçimler limandaki kayıklar,onların üstünde arka planda İstanbul’un bir panoramasını çağrıştırıyor.Sanırım en üstteki yuvarlak biçimi güneşten esinlenerek kullanmış.Yani, resmin çıkış noktası İstanbul’da bir liman olduğu çok rahat seziliyor.Özellikle resme hakim olan turuncular, kırmızılar ve sarılar gün batımından etkilenerek yaptığını gösteriyor.Soyut bir resim ama karşımızda somut bir resim varmış gibi bakabiliyoruz.Somut biçimlerden yola çıkarak ortaya koyduğu soyut bir manzara.

Malik AKSEL (1903):Herhangi bir gruba dahil olmayan Malik Aksel Almanya da ki çalışma süresinden sonra Ankara Gazi Terbiye Enstitüsüne öğretim üyesi olarak atanmıştır.Lovis CORİNTH, Max LİBERMANN gibi ünlü Alman hocalarıyla çalışmış, genellikle yerel konuları ele alan Expresyonist denilebilecek eserler ortaya koydu.Köylü tipleri, eski İstanbul yaşantısından sahneler, onu yerel ve bilgesel ressamlar sınıfına sokar.Eski Türk resmi, halk sanatları araştırmaları, dinsel duyguların sanata etkileri üstüne incelemelerde bulunmuştur.Resim 240:İki Genç Kız. 50+63.5 cm. Tuval üzerine yağlı boya.İstanbul Resim ve Heykel Müzesinde bulunuyor.İki Genç Kız figürü tablonun tüm yüzeyini doldurmuş.Kızlar gerek giyimleriyle, gerekse duruşları ve yüzlerindeki ifadeyle, tipik köylü dünyasını, onların saflığını, deyim yerindeyse köylünün bönlüğünü hissedebiliyoruz.Bu yönüyle belki expresyonist denilebilecek bir yönü var tablonun.Tablonun, büyük bölümü koyu tonlardan oluşmuş, sadece sağdaki figürün üstünde ve yüzlere yansıyan ışıkla, soldaki figürün başındaki eşarpta, açık lekeler var. Tablonun genelini açık renkler oluşturuyor.Özellikle sağdaki figürün üstündeki kadminyum sarısı çok dikkat çekiyor.Resim 241: Kır Kahvesinde Temsil. 25+35.5 cm. Kağıt üzerine yağlı boya.Özel koleksiyon.Solda arka planda bir pencereden görülen bir eğlence, temsil gösterisi yer alıyor. Sazcıların, çalgıcıların önünde dans eden bir dansöz, bir paravanın arkasında, tablonun ön planında çarşaflı ve açık kadınlar, gizlice gösteriyi izliyorlar.Nerdeyse desen niteliğinde çalışılmış, çizgilerin ağır bastığı bir kompozisyon.Çarşaflı kadınlar aracılığıyla yer yer serpiştirilmiş koyu lekelerle resim dengelenmiş.Çizgisel desenin niteliğini özellikle sağdaki şemsiyeli kadında, yüzlerde ve arka plandaki dansözde görüyoruz.Neredeyse karikatür niteliğinde çizilmiş yüz hatları, anlatımcı tarzın belirtileri sayılabilir.Renk yok denecek kadar az, kroma değeri son derece düşük renkler kullanılmış.Çizginin değeri ön plana çıkartılmış.

Şükriye DİKMEN (1918):Tablolarında genellikle tek figürü, özellikle kadın ve genç kız portrelerini kullanan kadın sanatçımız, üsluplaştırılmış şematik bir deseni örten düz, gölgesiz, uyumlu renklerle kendine özgü bir tarz çizmiştir.Genellikle kontrplak üzerine çalışan Şükriye Dikmen, portreleri dış konturlarla belirlenmiş, iri gözlü oval yüzler, ince boyunlar, kavuşturulmuş ellerle belirgin bir kişiliği yansıtıyorlar.Resim 244:Portre.54x114 cm.Kontrplak üzerine yağlıboya.Özel koleksiyonResmin tüm yüzeyini dolduran kadın figürü, hafif diyagonel bir yön çizmiş.Resmin büyük bölümü koyu lekeden oluşuyor.Yüzü belirgin şematik çizgilerden oluşuyor.Yüzündeki açık leke boynundan aşağı, oradan da ellerde son buluyor.Figürde anıtsal bir hava var.Arka plan son derece sıcak renklerden oluşmuş.Sol üstteki deve tabanı yaprağı, kadının yönünü dengelemek ve boşluğu değerlendirmek amacıyla konulmuş.Resimde en çok dikkat çeken kadının elleri.Tiraje DİKMEN(1923)Léopold Lévy’nin yanında çalıştığı için, hocasının soyut biçimlerinden etkilenmiş, sonradan sürrealist bir yol çizmiş kendisine.Boşlukta dağılmış biçimleri, uyumlu renk lekeleriyle oluşturduğu kompozisyonlarıyla başarılı eserler vermiştir.Maide AREL:Soyut resim alanında geometrik kompozisyon yöntemlerini zaman zaman başarıyla uygulayan Maide AREL 19602’ lardan sonra, soyut resim çalışmalarında eski Türk kalligrafi geleneklerini canlandıran yapıtlar ortaya koymuştur.Resim 242:Bağ Dönüşü.73+92 cm. Tuval üzerine yağlı boya.İstanbul Resim ve Heykel müzesinde bulunuyor. Maide AREL den somut bir resim.Geometrik biçimlerden oluşturulmuş bir kadın figürü.Önünde üzüm salkımlarıyla dolu bir sepet, sağ elinde bir üzüm salkımı ağzına götürüyor.Resme pastel renkler hakim.Biçim açısından parçalı bir kompozisyon fakat birbirine yakın renk tonlamalarıyla sadeleştirilmiş.Resim 243:Natürmort.Tuval üzerine yağlı boya.Özel koleksiyon. Ziya Keseroğlu’na ait bir natürmort.Son derece koyu lekelerden oluşmuş.Son derece parçalı biçimlerden oluşmuş.Koyu yeşiller ve az miktarda açık mavilerle soğuk renk armonisiyle sonuçlandırılmış.