DENİZ RESSAMLARI

GİRİŞ:

Bu bölümde, Ressamları eğilim duydukları konulara göre gruplandırmanın doğru olmadığını görüşüne katılmakla beraber, daha çok peyzajları ile anılan bazı ressamlar incelenecektir. Sanatçıların ve eserlerin tanıtılmasının tek başına yeterli olmayacağı düşünülerek, 19.Yy’ın II. yarısı ile 20.Yy’ın ilk yarısı arasındaki dönemde Çağdaş Türk Sanatının ki gelişmelerde zaman zaman yer verilmiştir.

“15-18.Yy’lar arasındaki hazırlığı tamamlamış değişim temelleri üzerinde yeni biçim etkilerinin inşa edilebileceği ortamları oluşturmuştur. Bu kültürel olgunun gerek sosyo-ekonomik planda, gerekse dinsel inanç sisteminin yorum farklarından karşımıza çıkan eşdeğer belirtileri, sorunun çok yönlü olarak irdelenip çözümlenebileceği karmaşık uzantıları da içermektedir. Türk sanatının belirlendiği tüm etken koşullar, İslam inanç alanı içindeki özgün ayrımları belirlediği kadar, Batı kültürünün geleneksel ve çağdaş verilerine yönelik yorum ve sentez çabalarının da işlevlerin üstlenmiştir. Batı ve Doğu sorunlarını içiçe bütünleştirerek devirgen bir mekanizma üreten bu olgu, problematik olduğu oranda tüm dünya ortamları arasındaki benzerliğini de koruya gelmektedir. Dünyadaki hiçbir kültür alanı kendi irade egemenliğini kullanarak hiçbir yabancı etkiyi bu ölçüde hizmetine sokabilmiş değildir. 19.Yy’da dış dünyaya, özellikle Batıya yönelik büyük değişim ilgileri, ancak bu bağlak içinde irdelenebilir.” (Çağdaş Türk Sanatına Temel Yaklaşımlar, Sezer Tansuğ, s.15. Bilgi Yayınevi., Ankara, 1997)

19.Yy’da yabancı ressamlar ve azınlık sanatçıları ile Osmanlı sanatçılarının işlerine, etkileşim ve yaklaşımlarına kısaca değinmek gerekmektedir. “Türk ressamlarından hiçbiri, kendi çevrelerini bir yabancı gözüyle irdeleme ve yorumlama açmazına düşmemişlerdir. 19.yy Osmanlı sanatçılarının işlerini yabancı ressamların işlerinden ayırt eden nitelikler, bu resimlerde hiçbir pitoreks ve egzotik yumuşamanın bulunmayışıdır. En pitoreks ilgi yönelişlerinde bile gündelik sıradan bir realite duygusunun kendini kanıtlama fırsatı bulduğu reel ya da organik bir tema dünyasıyla buluşma mantığı yatar. Türk ressamlarla çoğunluğu ermeni azınlıktan ressamların oluşturduğu başka bir duyarlık kesimi arasındaki farksa, bir yanıyla ortak bir kültüre ilişkin ortak problematikleri taşımakla birlikte, esasta yoğun bir farktır. Ermeni ressamları yorumları relalitenin duygusal ve dekoratif fantezileri erişme yolunda abartılmış değer ölçütlerine dayanır. Bu resimlerde part-bizanten ikon ve benzeri işler yapılan süsleme atölyelerinin dinsel atmosferini sezmek de mümkündür.” (Çağdaş Türk Sanatına Temel Yaklaşımlar, Sezer Tansuğ, s. 22.23. Bilgi Yayınevi., Ankara, 1997)

“19 yy Osmanlı resim gelişmesinin, yukarıda belirlenmeye çalışan ilişkileri de kapsayan birinci ana doğrultusu içine, şüphesiz askeri okullarının dünyada yalnız Osmanlı dünyasına özgü yoğun resim etkinlikleri değil, aynı zamanda Sanayi-i nefise okulunun kurulup işletilmesi de girmektedir.”

“19.Yy ortasında fotoğraf tekniğiyle ilgili gelişmeler, bu tekniğin osmanlı ressamları karşısına çıkardığı bazı temel sorunlar yüzünden dikkatle irdelenmeyi gerektirir. 19.Yy’da Batı normlarına uyum sürecinin ana doğrultularından biri de budur.”

“19.Yy Osmanlı resminin 20.Yy’ın ilk çeyreğine uzanan ve Batı sorunlarıyla hesaplaşma zemininde bir başka yaklaşım açısını, nesnel realitenin geleneksel ışık ve renk sorunları yönünden irdelendiği izlenimci akımı doğrultusunda görmek mümkündür.” (Çağdaş Türk Sanatına Temel Yaklaşımlar, Sezer Tansuğ, s.24.25.26b Bilgi Yayınevi., Ankara, 1997)

 

19. YY. DA YABANCI RESSAMLAR VE AZINLIK SANATÇILARI

Resim geleneğinin geç geliştiği Osmanlı’da önceleri (çoğu imzasız) manzara resimlerine rastlanır. Çini, porselen, işleme ve kimi haritalarda belirgin bu desenler 18.Yy’ın sonunda 19.Yy’ın başında konaklama yalılarla sıva üzerine yapılan İstanbul resimler görülür. Minyatürden resme uzanan geniş yelpaze içinde Türk sanatçıları önemli yapıtlar bırakmışlardır. Matrakçı Nasuh, Nakkaş Osman, Bozoklu Osman Şakir, Levni, Şeker Ahmet Paşa, Halil Paşa, Hoca Ali Rıza, Hüseyin Zekai Osmanlı demlerinde İstanbul’u resimleyen ustalardır. Bir de İstanbul’a kısa süreler için gelen yabancı ressamlar vardı ki, Osmanlı yaşantısına ilişkin yapıtları bugün önde gelen müzelerde sergilenmektedir. (Gergedan, Jak Deleon, s.35. Dönemli Yayıncılık., İstanbul, Eylül 1988, Türk Resim Sanatı Özel Sayısı)

Pek çok isimden, 19.Yy’da Osmanlı padişahlarının yakın ilgi gösterdikleri önemli resim sanatçılarından deniz resimleriyle ünlü ermeni asıllı Rus Aivazowsky, 2. Abdülhamid’in bir bir portresini de yapan Fausto Zonaro ile; 19.Yy’da istanbul’da yaşayan ermeni azınlığından olan Civanyan’ın resimleri örnek olarak seçilmiştir.

(Deniz ressamları) Ek 6 Aivazowsky. “Dalgalı Sahil” 1889 yağlı boya, 65x95

(Deniz ressamları) Ek 7 Aivazowsky. “Denizde gurup” 1837 yağlı boya, 80x95

Aivazowsky (1827-1900) Kırım’ın Kefe şehrinde doğmuş bir Rus ressamıdır. Ermeni asıllıdır. Deniz resimleri yapmakla meşhurdu. Ömrü boyunca beş bin kadar tablo yaptığı sanılıyor. Tam anlamıyla akademik bir ressamdı. 1845-1890 arası sekiz defa İstanbul’a gelmiştir. Burada yaptığı resimler sayesinde saraya kapılanmıştır. Abdülmecid, Abdülaziz ve II. Abdülhamid’in nimetleriyle geçinmiştir. Geniş satıhları pürüzsüz fırça sürüşleriyle boyayan ve resimlerinde konuya önem veren bir sanatçıydı. Tercih ettiği konular denizle ilgiliydi, denizin her anını günün her saatini tespit eden resimlerden hoşlanırdı. (Sabancı Resimleri koleksiyonu- Ressamların Biyografileri)

(Deniz ressamları) Ek 8 Fausta Zonaro. “Deniz kenarında dinlenme” yağlı boya,80x52

Fausto Zonaro (1854-1829) Türkiye’de resim sanatının gelişmesine yardım etmiş İtalyan ressamlardandır. Roma güzel Sanatları bitirdikten sonra Venedik ve Napoli’de ressamlık ve dekoratörlük yaptı. 1891’de İstanbul’a geldi. Her gün tuvallerini yüklenip doğaya çıkar, figürlü veya manzara resimleri yapardı. O günler, Ertuğrul yatının Japonya’ya gideceği günlerdi. Zonaro, “ Ertuğrul’un uğurlanışını tasvir eden büyük bir kompozisyon yaptı. Yıldız Sarayı’na sunulan tablo, Zonaro’nun saray ressamı olarak tayinine yol açtı. Kendisine nişan verildi. O günlerin Boğaziçi’ni canlandıran renkli resimler yapıyordu. Ressam, aynı zamanda Padişahın iradesiyle tarihi tablolar da yaptı. Aynı zamanda çeşitli tipleri, mahalli kıyafetleriyle canlandırıyordu. 1911 yılında İtalyanların Trablusgarp’a asker çıkarmaları, Zonara’nun huzurlu hayatını bozdu. Halk, taşkınlık halindeydi. Bir misilleme olarak, Türkiye’deki İtalyanların sınır dışı edilmeleri kararlaştırıldı. Zoraro tam paşa olacakken sürgünler kafilesine katıldı. Atölyesindeki 300 kadar eserini yok pahasına sattı. İtalya’ya döndükten sonra eskizlerine dayanarak bir çok Boğaziçi manzarası resmetti. “türk ressamı” diye ün saldı. Ölümünden sonra 300 kadar eser 1977’de Floransa’da sergilendi. Bu resimlerden 200 ünün konuları İstanbul’la ilgiliydi. (Sabancı resimleri koleksiyonu-Ressamların biyografileri)

(Deniz ressamları) Ek 9 Civanyan. “ İstanbul’dan gece görünümü” yağlı boya 41x52

* 19.Yy’da İstanbul’da yaşayan azınlıklar arasında, resim sanatına daha çok Ermeniler ilgi göstermişlerdir. Bu ressamlar arasında en ünlü olan Civanyan, müzikle de ilgili bir Pera bohemi olarak popüler bir isim yapmıştır. Civanyan’ın resimlerine duygusal bir atmosferin egemen olduğu görülmektedir. ( Çağdaş Türk sanatı, sezer Tansuğ, s. 39. Remzi kitabevi yayınları., İstanbul 1986)

 

RESİMDE MANZARA TEMASI

“19.Yy’ın II. yarısında, manzara temasının Türk sanatçılarının elinde Batı’dakinden oldukça farklı bir boyut ve duyarlılık kazandığından söz edebilir. Kuşkusuz en yaygın ilgi alanını manzara resimleri oluşturmakta ve bu resimlerde adeta doğaya yüzyıllar boyunca duyulan dolaysız yaklaşımın özlemi yansımaktadır. Bu manzara resmi geleneğimiz yok değildi, fakat gerçekçi de olsa soyut şemacılığın sınırlarını aşmıyor, ancak daha sonraları duvar resimlerinde bir doğa ferahlığını araştırıyordu. Ama o duvar manzara resimlerinin pek çoğu da hayaliydiler. Türk sanatçının resim alanındaki geleneksel gerçekçiliği bu kez yeni bir gözlem ruhuyla ortaya çıktı.”

“19 yy. Türk resminin ilgi çekici bir başka alanı da deniz temasıdır. Osman Nuri Paşa (1835-1906, Harbiyeden) Harbili Tahsin (1875-1937, Diyarbakırlı) gibi asker sanatçılar, fırtınalı deniz ve gemi konusuna büyük bir ilgi duymuşlardır. Bu sanatçıların yabancı deniz ressamlarından etkilendikleri söylenebilir.

19.Yy. sonu Türk resim sanatının doğa ile kurmaya çalıştığı ilişki, önemli bir sevgi ve hayacan payını içinde taşır.” (Anadolu uygarlıkları ans. Cilt 6 s. 1142-1143. Görsel yayınlar)

Resim 117 (Harbiyeli) Tahsin. “Bauvet zırhlısının Çanakkale’de batışı”

Tahsin Bey (1875-1937) Diyarbakır’da doğmuştur. Askeri lise öğrenimi sırasında sürekli resim çalışmaya başlamış, Harbiye’de Hoca Ali Rıza Bey’in öğretimi eşliğinde resim eğitimini geliştirmiştir. 1902’den itibaren bir süre Sanayi-i Nefise’ye de devam etmiştir. Deniz kenarında manzara, gemi ve vapur resimleri yapmaktan zevk alırdı. Yolcu vapurlarının kamaralarını süslemek için de pek çok deniz resimleri yapmıştır. Yaptığı deniz savaşı kompozisyonları Viyana’da açılan savaş sergisinde sergilenmiştir. Resim 117’e deniz savaşının dehşet veren ortamında bakan ve yanan gemiden yükselen dumanların boğduğu gök, deniz parçalayan mermilerin sudaki izleriyle oluşan hareket başarıyla resmedilmiştir.

Resim 121 (mülazım) İhsan. “Nehir kenarı” Yağlıboya, 62x81 cm.

 

TÜRK FOTO YORUMCULARI

Bazı 19.Yy. sonu ressamlarına, foto yorumcuları diyebiliriz. Bu sanatçılar asker ya da sivil okul mezunu, yaşam öyküleri pek bilinmeyen kişilerdir, 19. Yy. resim etkinlikleri içinde özgün bir grup halinde karşımıza çıkarlar. Fotoğraftan yararlanmış olan bu sanatçılar , bir iki ya da üç resimle tanınıyorlar . Fotoğraftan, modern hiperrealistleri özendirecek kadar duru. Sakin, ıssız bir yorum elde etmişlerdir. 1980’lere kadar bu sanatçıların resimlerin fotoğraftan yapıldığı bilinmiyordu. Söz konusu sanatçılar imzaları ardına “Kulları” deyimini ekliyorlardı. “Kulları” deyimi dinsel olup, sanatçı çekingenliğine de bağlanabilir. Hüseyin Giritli, Hilmi Kakıspaşalı, Fahri Kaptan, Ahmet Şekür bu sanatçılardan bazılarıdır. Bu foto-yorumcu sanatçılar pek de anlaşılır olmamakla birlikte bazı yazarlar tarafından “primitifler” ya da iptidai” ler şeklinde de adlandırmışlardır. “Foto-yorumcuların fotoğraftaki kompozisyonu, genellikle insan figürleri ve diğer ayrıntılardan çoğunlukla sıyırarak sakin, adeta düşsel denebilecek bir atmosfer yorumuna kavuşturarak aynen uyguladıkları görülür. Bu durumda resmi ön ve arka planları arasında netlik farkı olmaz, ancak çizgisel perspektife ilişkin değerinin ve objektifin yansıttığı net ışık-gölge effektlerinin özenle uygulandığı dikkati çeker.”

Osmanlı resim sanatının eski şemacı geleneğini hazır fotoğraf düzenleri ile sürdürmek gibi hem çok yenilikçi hem de çok konvansiyonel bir espri düalitesi, teknik uygulama yönünden de bu sanatçı grubu için geçerlidir.” ( Anadolu Uygarlıkları ansiklopedisi. Cilt. 6 s. 1147-1148. Görsel yayınlar)

Resim 122 Ahmet Şekür “ Önünden dere geçen köy” Yağlı boya 90x116

Resim 129 Ahmet Şekür “Kağıthane deresi” 63x97

Ahmet Şekür (1856- ? ) (Harbiyeden) Foto-yorumcu yaklaşımdan geniş manzara görünümle Anadolu fotoğraflarından yararlanmıştır. Resim 129 çalışmasından ise, diğer foto-yorumcuların tarzına yakın bir anlayış görülmektedir.

Resim 120 (Üsküdarlı) Cevat “Yıldız sarayından” Yağlı boya 100x76

(Üsküdarlı) Cevad Bey (1870-1939) 1892’de Harbiye’den mezun olmuştur. Hoca Ali Rıza Bey’in öğrencisidir. 1935 Beyoğlu, 1933 Ankara7da birer sergi açmıştır. 1918 Viyana sergisindeki Büyükada tablosu tanınmış eserlerindendir. Realist bir tarzda çalışır. (Türk Sanatı tarihi, Celal Esad Arsever, cilt III, fasikül III, s. 225. Milli Eğitim basımevi., İstanbul)

 

İSTANBUL’DAKİ ASKERİ VE SİVİL OKULLARDA BATI YÖNTEMLERİNE UYGUN RESİM EĞİTİMİNİN BAŞLAYIP GELİŞMESİ

Modern eğitim programlarının uygulandığı askeri okullardan yetişen sanatçıların büyük bir liste oluşturduğunu görülüyor. Etkin birer uslüp kişiliğine sahip olan asker sanatçılar ayrıcalı bir grup halinde karşımıza çıkarlar.

Asker ressamlar yeni siyasal bilinçlenmenin kültür ve sanat alanına yansıyan hedef ve amaçlarını temsil etmektedirler. Osmanlı İmparatorluğunun çağdaş Türkiye Cumhuriyeti devleti7ne dönüşme süreci içinde askerlerin resim sanatını yeni yöntemlerle ve ısrarla geliştirme çabaları dünyada bir eşi daha olmayan bir olgu karşımıza koymaktadır. Asker ressamların uzun listesinde Halil Paşa gibi Batı’da resin eğitimi gören önemli bir usta olduğu kadar, Hoca Ali Rıza gibi büyük bir peyzaj ressamı da vardır. Hoca Ali Rıza Batı’da eğitim görmemiş, fakat çok sayıda ressamın yetişmesine yardımcı olmuştur. Ahmet Ziya Akbulut, perspektif kurallar ve uygulanması hakkında iki kitap yazarak yeni resim sorunlarının bilimsel yönünü aydınlatıcı bir rol oynamıştır. (Anadolu Uygarlıkları ans. Cilt. 6 s. 1135-1136. Görsel yayınlar9

Resim 115 Hoca Ali Rıza “Kayalar” suluboya 9x14

Resim 116 Hoca Ali Rıza “Fenerli sokak Üsküdar” Yağlı boya 32x42

Resim 118 Hoca Ali Rıza “Boğazdan manzara” Sulboya 20,5x13

Hoca Ali Rıza : (1864-1936) 1883’te Harp okulunu bitirdi. Resme ilgiden dolayı, arkadaşlarıyla birleşip okul müdürüne rica ederek okula bir resim atölyesi kurdurmuş, aralıksız kırk yedi yıl öğretmelik yapmıştır. Hoca Ali Rıza ve Halil Paşa üslupsal açıdan Şeker Ahmet Paşa ile Çallı kuşağı arasında bölünen bir eğilim temsil ederler. Ne biçim kesin olarak tanımlama alışkanlığından kurtulabilmişlerdir ne de bütünüyle izlenimci bir üslubu benimsemişlerdir. Ortak özelliklerine karşın ayrıntıya inildiğinde, Hoca Ali Rıza bir önceki, Halil Paşa ise bir sonraki kuşağa daha yakındır.

Hoca Ali Rıza7nın iki büyük özelliği vardır: biri Avrupa’ya gitmemiş ve hiçbir müze görmemiş olması, öteki de buna rağmen müthiş bir gözlem gücü. En büyük hoca dediği tabiat karşısında resim yaptı. Gözlem gücü o kadar fazla idi ki, çoğu resimleri hayali idi ve altına “fikirden” diye yazmasa gerçeğinden ayırt etmek gayet güç olurdu. Hayatta en büyük zevki resim yapmaktı. Tabiat karşısındaki tutumu gerçekçiydi, ama izlenimci bir renk ve ışık anlayışına çok yaklaşmasına karşın gene de tam bir açık hava ressamı gibi hareket edebilmiş değildir. Koyu tonları kullanmaktan kurtulamadığı gibi berrak, saydam ve katışıksız renk uyumlarına bir türlü ulaşamamıştır. Bir yoruma göre Hoca Ali Rıza’nın izlenimci olmak gibi bir amacı zaten yoktur. Bir diğer yoruma göre de yaşadığı dönemin koşulları içinde tam anlamıyla bir izlenimci”kesilmesine”zaten olanak da yoktur.

Kendini resim sanatının sevilmesi ve yaygınlaşmasına adamış Hoca Ali Rıza bu dönem Türk resminin doğa karşısındaki en büyük kahramanıdır. XX. Yy ‘ın ilk çeyreğinde etkinlik gösteren bütün Türk ressamları, gerçekte bu hocanın yetiştirdiğini söylemek bir abartma olmayacaktır. (Çağdaş Türk Sanatı, Sezer Tansuğ, s. 99. Remzi kitabevi yayınları., İstanbul 1986) (Gergedan, Kemal İskender, s.14-15. Dönemli yayıncılık., İstanbul Eylül 1988, Türk Resim Sanatı Özel Sayısı) (Sabancı Resimleri Koleksiyonu,, Ressamlar biyografileri)

Resim 119 Ahmet Ziya Akbulut “Sultanahmet Camii” yağlıboya 123x150

Ahmet Ziya Akbulut: (1869-1938) Ahmet Ziya 1937 yılında İstanbul Resim ve Heykel Müzesi açılıncaya, Atatürk’ün emriyle her ressam oraya birer ikişer eser bağışı yapıncaya kadar keşfedilmemiş bir sanatçı olarak kaldı. Herkesin gözünde o, bir ressamdan çok bir perspektif hocasıydı. “Sultanahmet camii” isimli eseri, öğretmeni Osman Hamdi Bey’in ona mezuniyet görevi olarak verdiği resimdir. Ahmet Ziya haftalarca at meydanınca giderek açık havada, Dikilitaş yönünden caminin resmini titiz bir dikkatle yapar. Ancak kapı üzeri kendisine çok çıplak göründüğünden bu boşluğu güzel bir şehnişinle doldurdu. (şehnişin: odaların dışarıya doğru çıkmış, kapalı balkon durumundaki yeri.) Resimleri inceleyen Osman Hamdi Bey, “ tabiata müdahale edilemeyeceği” gerekçesiyle onun notunu kırar. (Sabancı resimleri koleksiyonu, Ressamların biyografileri) Ahmet Ziya Akbulut tarihsel yapılara ilgi göstermiştir.

Ek 10 Ömer Adil “İtalya’dan Peyzaj”

Yağlı boya 65x93

Halil Paşa, Hoca Ali Rıza ve Ahmet Ziya Akbulut ile Ömer Adil (1868-1928) aynı dönemde kişisel üslup çabalarında etkinleşerek doğa ile sıkı ilişkiler içine giren sanatçılardır. Ömer Adil, doğadan çalışmış olduğu kuşku götürmeyen peyzajlarının yanı sıra, Batılı sanatçılardan üslupçu bir yorum niteliği taşıyan kopyalar da yapmıştır.

Resim 123 Hali Paşa “Eldivenli Kadın”

Resim 124 Halil Paşa “Kayık İskelesi”

Resim 125 Hali Paşa “Çengelköy iskelesi” 80x144

Resim 126 Hali Paşa “Kayık iskelesi” 24.5x36

Resim 127 Hali Paşa “Yatan kadın” 41x60

Resim 128 Hali Paşa “Nil kıyılarında”

Resim 130 Hali Paşa “Çıplak” (karakalem)

Halil Paşa: (1854-1940) İstanbul7da doğmuştur. Harbiye’den mezun olmuş, 1880-88 yılları arasında Paris’te güzel Sanatlar okulunda resim bilgisini geliştirmiştir. Halil Paşa bir anlamda asker ressamlar olgusunun son büyük temsilcisidir. Türk resminde 19. Yy, 20. Yy ‘la bağlayan zincirinde en önemli halkasıdır. Paris ve Viyana’da sergiler açmış, düzenlenen yarışmalarda ödüller almıştır. Güçlü bir figür ressamı olduğu kadar, asıl kişiliğini tabiat önünde, Boğaziçi kıyılarında bulmuştur. İmpressionist tekniği ile resim yapın ilk Türk ressamı sayılabilir. Celal Esad Arseven diyor ki” Özellikle Boğaziçi yalılarının denize akseden hayellerini, Bostancı, Maltepe sahillerinin güneşli kayalıklarını ifadede gösterdiği güç takdir edilmeyi hak etmektedir. Resimlerine farklılık veren kırmızıtırak sarı renkler ve pembe maviler eserlerine öyle bir kişilik vermektedir ki imzasını okumaksızın resimlerini tanımak olanaklıdır”. 1930’larda yerleştiği Mısır’da son yollarını da resim yaparak değerlendirmiştir. (Resim 123/127 : Halil Paşa’nın eserlerini incelersek iki devreye ayırabiliriz. Avrupa tahsili sırasında etkilendiği klasik ve realist tarzın tesiri ve ikinci evresinde de impressionizme’nin etkisi. “ Eldivenli kadın” Halil Paşa’nın ilk devre resimlerindendir. Paris7te yapılan ve sergilenen bu resim altın madalya ile ödüllendirilmiştir.) ( Resim 124/126 : Nurallah Berk’in dediği gibi.” Halil Paşa, denizi kah sırtlardan, kah kotrasından, sandaldan resimlerdi. Deniz eksik olmazdı tablolarından . hep hep durgundur bu deniz, yağ gibi durgun hareketsiz, dalgasız menevişli” ( Resim 128: Arif kaptan Güzel sanatlar dergisine yazdığı bir makalede der ki: “ Halil Paşa, Mısır’da ki çalışmalarından sonra oranın ağır ve sabit havasına, altın sarısı güneşine, sıcak yeşilliklerine karşı duyduğu ilgiyi ömrünün sonuna kadar söküp atamadığı bir alışkanlık olarak tekrar etti. Kalamış koyundan, Boğazdan, İstanbul’un çeşitli semtlerinden yaptığı peyzajları, o tarihten sonra bize hep Mısır’ı hatırlatmaktadır.

 

SONUÇ:

“Deniz ressamları “ başlıklı konunun giriş bölümünde de ifade edildiği gibi, sanatçılar çok fazla gruplandırmadan incelenmiştir. Son bölümde farklı dönem farklı üslup ve akımları benimsedikleri halde manzara resimleri yapmaktan zevk alan sanatçılardan bazılarına kısaca değinilecektir.

Ek 11 Nazmi Ziya Güran “ Köprü “ yağlı boya 31x44

*Nazmi Ziya Güran (1881-1937) ilk resim derslerini Hoca Ali Rıza beyden almıştır. 1908-13 yıllarında Paris7te resim çalışmalarına devam etmiş, Claude Monet, Cezanne gibi sanatçıların eserlerinden etkilenerek, İstanbul’a bir impressionist olarak dönmüştür. Eserlerinin çoğu peyzajlardır. 1914 kuşağı sanatçılarından biri olan Nazmi Ziya ışık titreşimlerine karşı en duyarlı kişiliği olmuştur. Resimlerinde doğa parçaları ışığı emmiş yoğun renk kümeleri halinde ve şiirsel ifade yükleriyle doludur.

Ek 12 Hasan Vecih Bereketoğlu “Manzara” yağlı boya 50x61

Vecih Bereketoğlu : (Doğum 1885) ilk resim derslerini Halil Paşa’dan almıştır. Bir süre Paris’te öğrenim görmüştür. Kuvvetli bir impressionist’tir. Resimlerinde durgun suları ve bunlara akseden ışıkları büyük bir maharetle ifade eden bir manzara ressamıdır. Renklerinde bir ahenk ve tatlılık göze çarpar. 

Ek 13Hikmet onat “Kabataş’tan Manzara” yağlı boya 50x61

Hikmet Onat : (1882-1977) 1914 kuşağı ressamlarındandır. 1910’da Paris’e gönderilmiştir. İlk önceleri figür-portre yapmış sonraları manzara resimlerine geçerek bir açık hava ressamı olmuştur. Sularının dalgalarındaki akisleri, sahillerde bağlı gemi ve kayıkları resmetmekten büyük bir zevk alırdı. Bir manzara ressamı olan Hikmet onat doğadamki renk ve ışıkları en küçük ayrıntısına kadar gören ve bunları büyük bir sadakat ile ifade eden güçlü bir ressamdır. Figürlü kompozisyonlar da yapmıştır.

Ek 14 Sami Yetik “Peyzaj” 1905 Yağlı boya 61x24

Ek 15 Sami yetik “Peyzaj” 1940 Yağlı boya 30x45

Sami Yetik : (1876-1945) Daha çok Balkan savaşı ve Milli Mücadele ile ilgili resimleri vardır. Köylüleri resmettiği çalışmaları da vardır. Son dönemlerinde manzara resimlerine yönelmiştir.


 KAYNAKÇA:

-Cağdaş Türk Sanatı, (ansiklopedi), Tiglat yayınları, İstanbul

-Anadolu uygarlıkları, (ansiklopedi), Görsel yayınlar

-Çağdaş Türk Sanatı, Sezer Tansuğ, Remzi kitabevi. İstanbul, 1986

-Çağdaş Türk Sanatına Temel Yaklaşımlar, Sezer Tansuğ, Bilgi yayınevi,  Ankara,1997

-Cumhuruyet Dönemi Türk Resmi, Nurulluh berk-Kaya ÖzsezginT. İş Bankası yayınları, Ankara, 1983

-Türk Sanatı Tarihi, Celal Esad Arsever, Milli Eğitim basimevi, İstanbul

-Sabancı Resimleri koleksiyonu, Zahir Güvemli, Akbank yayınevi, 1987

-Hikmet Onat, Yapı Kredi yayınları. İstanbul,1995

-Sami Yetik, Yapı Kredi yayınları, İstanbul,1997

Gergedan, Türk Resim Sanatı Özel sayısı, İstanbul, 1988, No: 19.