1940’LARIN TÜRK RESMİNİ YÖNLENDİREN VE ETKİLEYEN BAŞLICA GELİŞMELER
Resim sanatının gelişim sürecinin batı ile ilişkilerin süreciyle bağıntılıdır. Bu dönem tarihine kadar uzanabilir. Bu ilişkiler, geleneksel kalıpların kırılmasıyla fazlaca etkili olmamıştır. Zaman zaman resmimizin iki boyutlu şemasına belli belirsiz bir üçüncü boyut kavramı eklenmemişse de, kökten bir başkalaşmanın yerleşmesi için, bu başkalaşmayı hazırlayacak toplumsal, kültürel değişimler süresini beklemek gerekmektedir.
Bu köklü dönüşümler 18.yy içinde başlamıştır. Önceleri Osmanlı çevresinde ilgi görmeye, merakla izlenmeye başlayan Avrupa sanatı bu yüzyılda yavaş yavaş halk içine de sızma aşamasına ulaşmış,böylece toplumda yeni bir beğeni düzeyi olmuştur. Bu düzeyin oluşumunda “Boğaziçi Ressamları” olarak anılan batılı sanatçılar grubunun büyük bir payı vardır. Daha çok duvar resmi biçiminde gelişen bu ilk batılı resim kavramları, minyatür geleneğini henüz bütünüyle geride bırakmamıştır. Osmanlı sanat dünyasında bir tür geçiş niteliği gösterir. Tanzimat ve ıslahat hareketlerinin, meşrutiyet dönemlerinin amacı Osmanlı Devletine Avrupai görüş ve anlayış getirmekti. Batının uygar kurumları benimsenirken, bu kurumun özünü oluşturan ekonomik düzenin temelleri de yavaş yavaş atıldı. Batılı resim kavramlarının eğitim düzeyinde ilk kez 1793 (Topçu okulu), daha sonra da 1835 ( Harp okulu)’ nda uygulanmıştır. Türkiye de batılı resim deneylerinin ortalama 200 yıla yaklaşan bir sürekliliği söz konusudur.. Bir önceki kuşağın bir sonraki kuşağa aktarıldığı görsel değerler süreklilik gösterir ve yeni değerler ancak bu süreklilik içinde belli bir yere oturtulabilir. Sanatçı o koşullardan doğal biçimde de etkilenir ve kendisini bir sonraki kuşağa bağlayacak kültür değerleri de ancak o koşullarla açıklanabilir.. Cumhuriyetin 1920’lerden sonra getirdiği yeni dünya görüşü, yaşam felsefesi ve düşünce biçimi doğrultusunda kültür ve sanat değerlerinin sürekliliğiyle bağlantılı oluşu ise daha da bir önem kazanıyor.1940’lardan sonra resmimizde açık olarak özgünleşme, yöreselleşme ulusal bireşimlere ulaşma çabaları izlenmiş, kaynağa dönüş eğilimleri değişik yöntemlerle kendini göstermiştir.. Ortalama yarım yüzyıldır bize özgü resim kavramları tartışılmıştır. Bu görüşleri belirtmekte yarar var:.. Çağdaş, özgün ya da ulusal bireşimlere varmayı halkbilim(folklor) kavramlarından basit bir hareket olarak algılayanlar, ..Bu tür bireşimlerin her şeyden önce bir özümseme sorunu sayılması gerektiğini düşünenler,.. Çağdaş Batı resim dünyası içinde ayrıcalıklı bir Türk resminin gerçekleşmesini bütünüyle bir özgünleşme sorunu sayanlar.Cumhuriyetin ilanından sonra batılı dünya devletlerinin seviyesine ulaşmak için bir dizi önlem alınmış ve proje üretilmiştir.. Bütün hareketlerin ilk adımında ‘halkçılık’ temel ilkedir.1932’de kurulmuş olan Halkevleri,halkın düzeyini yükseltmek, kültürünü geliştirmek amacını üstlenmekteydi. İsmet İnönü “Halkevlerinin çalışma kolu arasında güzel sanatların gelişmesini ve yaygınlaşmasını sağlayacak, özellikle genç yeteneklerin belirmesine ortam hazırlayacak bir güzel sanatlar kolu da vardı.” Diyor ve kendi deyimiyle “ Bütün yetenekleri geliştiren bir mihrak” olarak görüyordu. Kurulduğu yıldan başlayarak ‘amatör resim ve fotoğraf sergileri’ düzenleyen halkevleri güzel sanatlar kolu, resim olaylarının gelişmesinin geniş kesime ulaşmasını gerçekten etkilemişti. Muhip Dranas bu sergilerin önemini yazılarında sık sık deyinmişti ve bu “resmi sergilerin ve dağıtılan ödüllerin küçümsenmeyecek bir düzeyi bulduğunu, tablo satın almak için bakanlık bütçelerine ödenekler konulduğunu” belirtiyor ve ‘maarif vekaleti’ne bağlı olarak ‘teşkil edilen’ güzel sanatlar umum müdürlüğünün de başarı da etkili olduğunu” savunuyordu. 1940’ların sanat çerçevesini belirleyen üç önemli aşama vardır. Bunlardan ilki, resim ve heykel müzesinin kurulması, ikincisi, yöresel Türk resminin doğması adına atılan büyük adımlar, üçüncüsü ise açılan sergilerdir.Yurt gezileri, sergiler ve siyasetin resme etkileri
“C.H.P yönetim kurulu, dün öğleden önce toplanarak bazı kararlar vermiştir. Bu arada memleket sanat hayatını alakadar eden mühim mevzular, müspet kararlara varılmıştır.” Bu, “mühim mevzu”, ve “müsbet karar” ; yurt resimleri ve sergilerine atılan ilk adımı haber vermektedir. 27.Temmuz.1938 tarihli C.H.P toplantısında ‘ yurt içinde sanat tetkik seyahati tertiplenm
esi’ kararı alınmıştır. Amaç olarak da; ‘ partimiz yurdun güzelliklerini yerinde tespit ettirmek ve sanatkarlarımızın memleket mevzuları üzerinde çalışmalarını kolaylaştırmak’ açıklaması yayınlanır. Aynı toplantıda, on ili kapsamına alan çalışma gezilerine Eylül ayının 1’inde başlanmasına ve bir ay sürmesine de karar verilir. Katılacak olan sanatçıların seçimi Devlet Güzel Sanatlar Akademisine bırakılır. Süre sonunda, üretilen yapıtların oluşturulacak bir jüri incelemesine toplu olarak katılması üzerinde fikir birliğine varılır. Sanatçıların yol masraflarını ve zorunlu giderlerinin partice ödeneceği bildirilir.Birinci yurt gezisi kapsamında gezilecek iller; Edirne, Bursa, Konya, Antalya, İzmir, Antep, Malatya, Trabzon,Rize ve Erzurum olarak belirlenir. Sanatçıların, “Memleket güzelliklerini ve enteresan tiplerini” , resimleyen yapıtlarının, jüri seçimi sonrasında şimdilik kaydıyla önce Ankara sonra da İstanbul’da sergilenecekleri duyurulmaktadır.. Ressamlar, mesleklerinin ilk kez hükümet tarafından kabul görmesi ve kendilerine sanat üretimi için olanaklar sağlanması olarak değerlendirdikleri bu etkinliği benimserler ve hatta övgüyle karşılarlar.. Eylül sonunda bitmesi hedeflenen yurt resimleri çalışmaları gezisi ancak 1939 yılının Şubat ayında sonuçlanır. Bu süre bile her sanatçıdan beklenen en az altı resmin üretimi için çok kısadır. Fakat ressamlar, iş bulma sevinci ve yeni konulara yerel arayışlara ulaşma olanağı içinde hızlı bir üretim gerçekleştirirler.. Evrensel değerlere ulaşma ereği, ilk kez, canlı bir kültür ve sanat hayatı yaratmak gerekçesi ile, milli değerleri ön plana alan, geleneksel kaynaklara yönelen bir anlayışla yer değiştirmektedir. Bu yurt gezisine katılan bazı sanatçılar şunlardır; Feyhaman Duran, Hikmet Onat, Zeki Kocamemi.B.Rahmi Eyüpoğlu, Cemal Tollu, Hamit Görele.. Yapılan yurt resimleri 1. Devlet Resim Sergisi ile aynı gün aynı mekanda fakat farklı bölümlerde açılır.
İkinci yurt gezisine gönderilenlerden
bazıları;Abidin Dino, Cevat Dereli, Sabiha Bozcalı, Turgut Zaim Zeki Faik İzer, 2.
Yurt Sergisi kapsamında sergilenen 101 yapıt, kent görünümleri, yerel yaşam, yerel
giysiler ve önemlisi hükümet programı çerçevesinde gelişen sanayileşmeyi konu
seçer. ( ek 1
Cevat Dereli, ek 2
Turgut Zaim
) Bu yapıtlar, C.H.P ve Maarif Vekaleti jürisi tarafından elemeye alınır. Sonuçta,
Cevat Dereli 1, Refik Epikman 2., Malik Aksel 3.’lüğe değimli bulunur. Yurt
gezilerine katılan sanatçıların bu sergiyle birlikte derecelendirme uyarlanırken bu
derecelere göre de nakit ödülü verilmeye başlanır...
Üçüncü yurt gezisine gönderilen 10 sanatçı 87 resimle sergiye katılır. Bu sayı Yurt gezilerinin resim üretimine ne denli hız kazandırdığını kanıtlar. 1940 yılı 3. Yurt gezileri etkinliklerine katılan sanatçılardan bazıları; Arif Kaptan, Eşref Üren, Elif Naci, Halil Dikmen, Nurullah Berk, Şeref Akdik.. 1940’da Sergi salonunda jüri toplanır. İçlerinde ressam Turgut Zaim ve Cevat Dereli’nin de bulunduğu jüri gizli oyla seçim yapar. Halil Dikmen 1. , Arif Kaptan 2. , H. Edip Köseoğlu 3. Seçilir.
Dördüncü yurt resimleri gezisinde
görevlendirilenlerden sanatçılardan bazıları şunlardır; Ahmet Hakkı Anlı, Erfia
Erden, Kemal Zeren, Selim Turan, Nusret Karaca, Sadık Göktuna, Sami Lim.. bu kez yurt
sergisi, 1941 tarihinde açılan Devlet Resim Ve Heykel Sergisiyle birlikte
açılmayacaktır. Bu sergiden ayrılarak 22 Şubat 1942 tarihinde dördüncü Yurt
gezileri sergisi adı altında bağımsız olarak açılır. Bunun nedeni Halkevlerinin
kuruluşunun 10. Yıldönümü kutlamalarıdır. Yurt sergilerinin en görkemli sergilerinden ilki de bu kapsam içinde gerçekleşir. Yalnızca
1941 çalışmaları değil dört yıl boyunca yapılan resimler toplu halde sergilenir.
Ankara Halkevi salonları, etkinliğe katılmış olan 40 ressamı 393 resmiyle tanıtır.
Bu büyük etkinlik, basının dikkatini tekrar Yurt
sergileri üzerine yoğunlaşmasına neden olur. Etkinliğin ve ressamların övgü ile
dolu eleştirilerle tanıtımı yapılır. Önemlisi, bu sergiyi izleyen yazarların
eleştirilerinde gerçekçi ve doğru yaklaşımlarla, yergilere de yer vermeleridir.
Öncelikle, salt İstanbul resimleri üreten sanatçıların
Anadolu kentlerine dağılarak yaptıkları resimler övgüyle karşılanır ve bu
gelişimin Yurt Resimleri etkinliklerinin başarısı
olduğu vurgulanır. Bu sergilere halkın gösterdiği büyük ilginin kaynağıysa, yurttaşların bu resimlerde kendini
ve anılarını bulmalarına bağlanır. Ressamların atölyenin sıcak ve rahat
ortamında natürmort ve görünüm resimleri yapmak yerine; Karabük işçileriyle
birlikte ateş karşısında resim yapmaları, kent ve kasabalarda gezmelerin anlamlı olduğu savlanır (ek 3
Halil
Dikmen ‘Giresun’). Sanatçıların çalışma gücü ve isteği içinde oldukları ve
meslekleriyle ilgili olan işlere koştukları belirtilir. Resim ve özellikle
karikatürlerde izlenen yabancı etkilerin terkedilmesinin bu yolla gerçekleşeceği görüşüne ‘halk resmi yaratmak’,
‘benliğimize dönmek’ gibi savlar hedef gösterilecek ve bu yolla evrenselleşme
yerine yerelleşme görüşleri filizlenmeye başlayacaktır.Ressamların çalışma
sürelerinin yetersizliği içinde yaptıkları resimlerinde yetersiz oldukları açıkça
eleştirilmeye başlanır. Kısa çalışma süreleri içinde yapılan resimlerde etüd
nitelikleri taşıyanlarla gerçek resimlerin birbirlerine karışmaya başladığı
vurgulanır. Ressamların iyi resim yerine, çok resim yapmayı yeğlemelerinin yanlış
olduğu belirtilir. Bu yaklaşım şu açıklamayla vurgulanır. “eğer maksat yalnız
mahalli kıyafetleri, abideleri bir müzeci gözüyle tesbit etmek olsaydı bu iş için
ressam değil, fotoğrafçı göndermek aha doğru olurdu.”(Nusret Suman., Resim Sergisi
dolayısı ile Ülkü. Cilt::2. 1 n,san 1942. Sayı 13) Ahmet Muhip Dranas uzun
yazısında sanatçıları katıldıkları yılları ve şehirleri beliler ve tek tek
olumlu ve olumsuz yönleriyle eleştirir. Bu eleştiriler, sanatçıların bireysel
sanatlarının incelenmesi şeklinde gelişir: sanatına bir yenilik katıp
katmadığı,kendisince bilinecektir; boyayı palette karıştırıp ezmeye bile
üşeniyor; tabiati ihmal ediyor; az hislidir; güneş ışıklarına fazla yer verilmiş;
yeni buluşlar göstermez; birbirin,in kopyesi denecek kadar birbirine benzerler; daha
fazla alın teri ve hislilik isterdi; baştan savma yapılmış mecmua resimlerini
düşündürmektedirler; boyalarla tutulmuş notlar gibidir; minyatür dünyasından bir
türlü ayrılamazlar; son zamanlarda resimlerine perspektifi ve derinliği koydu; fakat o
yaslılık bir türlü gitmiyor; en güzel peyzajının bir tanesinin ortasına koyduğu
mavi leke tabloya kazara mavi mürekkep dökülmüş hissini veriyor; kırık dökük gibi
duran desen bu eserlere düşünülmüş ihmalin zarifliğini verir; ne dereceye kadar
kendisini gayeye ulaştırdığını Allah bilir; hassasiyeti tek cepheli midir diye bir
tereddütün mevsimi henüz gelmemiştir; iptidai bir atmosfer denemesidir ; özenti
hissini vermesine rağmen; ince çizgiler onları biraz tezyini kırar; maksatsız bir
karanlık içerisindedir; bu eserler ona şahsiyet verecek kudrete erişmemiştir; gibi..
açık ve net bir anlatımla resimleri eleştirir.. “bu eleştirinin ek 4 üzerine
oluğunu düşünüyorum” (ek 4
Mahmut Cüda. ‘Trabzon –
Kanite). Bu uygar ve cesur eleştiriler, yol gösterici uyarılarıyla ve toplumu
aydınlatan açıklamalarıyla, günümüzün salt övgülere yer veren eleştirilerine
yol gösterecek bir doğruluk belgesi olarak dikkatle incelenmelidir. Sanatçıların
açıkça uyarılmaları bu etkinliğin yozlaşmasını engelleyecektir. Bu sert ve doğru
eleştiriler, dördüncü Yurt Resimleri Sergisinin gündemini hazırlar. Beşinci
sergi sanatsal bir güvenceye alınırken ve bu sergiye daha önce ödül alan
sanatçıların katılmaları tasarlanacaktır. Bu aşamada sanatçıların,
çalışmaları da yeni bir sisteme bağlanır. Gezilere katılan ressamların etüdlerini
geliştirmeleri için, yapacakları atölye çalışmaları için Ankara, İstanbul ve
İzmir Halkevleri atölyeleri hazırlanır. Refik Epikman yazında şu ilginç
açıklamayı yapar: “Konuyu seçmekte ressam serbesttir. Ancak hangi cereyana mensup
olursa olsun, sanatçının vereceği eserler, çalıştığı çevrenin özelliklerini
belirten yerli ve öz motiflerimizle zenginleştirecektir” bu açıklama ressamların
çok da özgür olmadıklarını belgeler. Memleket resimleri düşüncesiyle belirlenen
istek; yerellik, geleneksel kaynakların yinelenmesi ve partinin yurt içinde
gerçekleştirdiği gelişme programlarının vurgulanması ereğini taşır. Bu kez, sık
sık yetersizliği vurgulanan çalışma süresi uzatılacaktır. Ressamlar 1942 yılında
gittikleri gezilerde 3 ay çalışma şansını yakalayacaklardır. 1942 Yurt Resimleri
gezisine katılanlardan bazıları şunlardır: Bedri Rahmi Eyüboğlu, Cemal Tollu,
Cevat Dereli, Hamit Görele, İbrahim Çallı, Melik Aksel, Refik Epikmen, Turgut Zaim. Bu
etkinlik amacına yaklaşmış olur. 6 yıl içinde 63 ressam gönderilmesi tasarlanan
etkinlik bu amaca, 1943 Eylül ayında açılan sergide ulaşır.1943 yılında
dördüncü Yurt Resimleri gezisine gönderilen sanatçılardan bazıları; Arif
Kaptan, Cemal Bingöl, Eşref Üren, Halil Dikmen, Mahmut Cüda, Nurullah Berk , Saim
Özeren, Saim Tuna, Şeref Akdik. Beş ve altıncı yurt gezilerine katılan
sanatçıların, 1943 yılında alınan yeni kararlara uydukları gözlemlenir. Hemen
hepsi büyük boyutlu birer konulu kompozisyon üretir ve bu resimler sergiye katılım
aşamasında, sanatçının birinci sıradaki resmi olarak yer alır. 1944 yılında bir
katalog ile sanatçılar ve resimleri, C.H.P. Resim sergisi adı altında toplu bir
sergide bir araya getirilir. Bu 6 aylık çalışmaların genel değerlendirilmesi olarak
önem kazanır. 1945 yılında çok partili sisteme geçiş hazırlıkları ve
uygulaması, politik yarışı ve hazırlıkları gündeme getirmesi nedenleriyle bu
etkinlik ilgi alanından çıkmıştır. Büyük umutlar ve coşkularla başlanan ve yedi
yıl gibi uzun bir zaman dilimi içinde bir çok resmin üretimine ön ayak olan bu
etkinlik sessizce, birazsa ihmal edilerek son bulur. Bu arada, önemlisi bu etkinliğin
parti adına eleştiriler alması ve bu eleştirilerde ressamlara yapılan baskıcı
tutumun gündeme getirilmesinin belgelenmesidir. “birinci dünya savaşından sonra
kurulan totaliter ve tek partili devletlerde olduğu gibi , bizde de devlet , sanat ve
fikir hayatına müdahale ederek, her çeşit kültür çalışmasına kendi sabit ve dar
görüşlü prensipleriyle hem ahenk olarak yürütmek istemiştir. Halk Partisi,
Anadolu’ya gönderdiği ressamlara verdiği direktiflerle memleket gerçekleriyle
değil, iyi taraflarıyla görmelerini emrettiğinden bu ısmarlama resimlerle resim
sanatı fonksiyonu ifa etmekten uzak bırakılmıştır. Parti himayesine girmeyen
müstakil ressamların çalışma imkanları her bakımdan tehdit edilip sergi açmaları
güçlendirildiği anlayışsız tenkidçilere bu ileri eserleri kötüleyici yazılar
yazdırdığı için, halk hizmetinde realist bir resim çığrının açılması
gecikmiştir.” (S.Hakkı Esatoğlu., C.H.P. ve Kültür hayatı . Fikir ve sanat. Sy:4.
Haziran 1950 . s.1. burada sözü edilen müstakiller yurt gezilerine katılmak istemeyen
ressamlardır. Grup olarak bilinen müstakiller değildir. Onlar sergi kapsamında yer
almışlar ve bu etkinlik için övgü dolu yazılar bile yazmışlardır.)İl il gezen
sanatçılar, devlet adına gönderilmiş olmanın ayrıcalığı ile gittikleri illerde
dikkati çekerler ve kabul görürler bu arada kendi ülkelerinin gerçekleri ile yüz
yüze gelirler. Bu etkinlik ressamlara ressamca yaşama şansı verdiği için önemlidir.
Fakat özellikle konusal seçimlerde uygulanan istekler sanatta motifsel yorumlara
yönelmeyi getirecektir. Folklor araştırmaları, yurt türküleri, yurt hikayeleri ve
gezi notları gibi yurt resimleri de ülkenin kentleri içinde sanat etkinliklerinin
yoğun bir şekilde yaşanmasını sağlar.
Bu resimler nerededir? Sanat, üretim kadar koruyuculuğu da önemli olan bir olgudur. Hatta bu aşamada koruyuculuk bir adım ilerde yer alır. Örnekleri yok olan sanatın değerlendirilmesinin olanaksızlığı ortadadır. “ Bu resimlerin nerede oldukları “ araştırılmalıdır. Halkevlerinin kapatılması ile kayıtları kaybolan koleksiyon ne olmuştur?! Resimlerin kaybolma nedenleri yeterince müze olmayışıdır. 1937 yılında açılan ilk Resim ve Heykel müzemiz olan, İstanbul Resim ve heykel Müzesi uzun yıllar bu konuda tek kalır. Ankara Resim Heykel Müzemizin kurulması ise 1990’lı yıları başında gerçekleşir. Bu müzenin açılaşında; devlet daireleri ve Milli Kütüphane arşivinden gelen resimler arasında, Yurt Sergileri ile ilgili resimlerde toplanır. Fakat müze açılışlarının arasında büyük zaman boşluğu olması büyük tahribat ve kayıplara neden olacaktır. İzmir Resim ve Heykel Müzesi de Yurt sergileri resimleri için toplayıcı görevini yerine getirir. Yurt sergilerinin,en azından elde olan resimlerin toplanması ile yeniden bir arada, ait oldukları dönemin özelliklerini yansıtarak sergilenmelerini sağlamak, ya ada müzelerde ayrı bölümlerde sergilenmelerini gerçekleştirmek. Belirli bir zaman sınırı içinde, belirli bir amaca yönelik olarak üretilen resimlerin özelliklerini saptamaya yarayacaktır. Bu gerçek, sanatçıların dönemsel gelişimlerinin içindeki çeşitliliği belirleme açısından çok büyük önem taşımaktadır.
1940’ların resim sanatını etkileyen başlıca sanatçılara kısa bir bakış;
Nurullah BERK; 1906-1918 (Resim-348-
ütü yapan kadın) 1920-1924 yıllarında Sanayi-i
Nefise’de H.ONAT, ve İ.ÇALLI atölyesinde öğrenim gördü. 1924-1928’de Paris G.S.
Okulunda Ernst LAURENS atölyesinde bu çalışmalarını sürdürdü. Yurda
döndüğünde müstakiller grubu içinde yer aldı. 1933’te beş arkadaşıyla D
grubunun kuruluşunda yer aldı. Türkiye de D Grubu ile başlayan yenileşme evresi
içinde, bu evrenin içerdiği bütün sorunlara
açık, aydın ve düşünür sanatçı kimliğiyle, kültür dünyamızda bu sorunların
tartışılmasına ortam hazırlamış, tartışmalara bizzat katılmış, Türk
sanatının yöneldiği batı dünyasına karşısında, kimliksel bir yapıya
götürücü çözüm olanakları sorgulamış ve bu
tür bir sorgulamanın kendi sanatına yansıyan boyutlarını sürekli olarak gündemde
tutmayı başarmıştır. Resmini Doğu- Batı ikilemi içinde bunalan Türk sanatı
için, bir çözüm modeli olarak alabiliriz. N.BERK. resim sanatımızda
geometrik-figüratif bir anlayışı,geleneksel tasvir
sanatımızdan kalkarak özgün bir temel üzerinde geliştirme çabasının örneklerini
vermiştir.
Bedri Rahmi EYÜBOĞLU;1911-1970(Resim-349
tren seyreden köylüler,353
gece
kondular, 355
saksağanlı peysaj)1927’de İstanbul güzel
sanatlara kaydını yaptırdı. 1938’de C.H.P’nin yurt gezisi programına katıldı.
Değişik araç ve gereçlerle, farklı tekniklerle oluşturduğu işlerinde batı
sanatının zengin birikim ve deneyleriyle yöresel ve geleneksel halk sanatının
ürünleri arasında kendi sanat
Mehmet RUHİ;1880-1931(Resim 350
yazmacı kadın) 1914 kuşağı içinde yer alan
ressamlarımızdandır. Sanatın sağlam bir gözleme ve tekniğe dayanması gerektiğini
savunur. Bu görüşlerden ödün vermeyen Batılı bu anlamda sanat eğitiminin
gerektiğine inanmaktadır. Akademi hocalığı sırasında bu görüşleri uygulamaktan
geri kalmaz. M.Ruhi Bey, diğer 1914 kuşağı ressamları gibi ülkemizde izlenimcilik ve
renkçilik anlayışı taşıyanlar arasındadır. ‘Avrupa da eğitim gördüğü halde
batılılaşmamış idealist bir milli ressamdır. Ulusal,dinsel
ve folklorik konuları büyük bir başarı ile tuvallerine yansıtmıştır. (ek 5
taşçılar) Halkın sosyal yaşantısından seçtiği konuları
güzel ve anlamlı yapıtlar üretmiştir. Geniş ve rahat fırça kullanımı, dinamik
kompozisyonlarla ürettiği yapıtları,yöresel
içerikli resimlerine örnek olarak verilebilir. Kaynağını halkın toplumsal
yaşamından aldığı bu tür yapıtlarında, gösterişten uzak, içten ve duyarlı bir
sanatçı kimliği gizlidir.
Turgut ZAİM;
1906-1974 (resim 351-Halil DİKMEN;
1906-1964 (Resim 356Şeref AKDİK; (
resim 362-Zeki FAİK İZER; Küçük yaşta çizdiği desenlerle resme başlar. Çallı’nın öğrencisi olur.1928-1932 yıllarında Paris’te çalışır. Yurda dönüşünde ‘D Grubu’ nu kurar. 10. yıl sergisinde ‘İnlılap’ adlı kompozisyonla katılır. 1930’lardan sonra çıplak konulu resimlerde figürde deformasyon,1950’de nonfigüratif ve soyut çalışmalar yapmıştır.İzer, özellikle İnkılap adlı eseriyle günümüzde dahi devam eden tartışmaların temel kaynağı durumundadır.
TÜRK RESMİNDE KOPYACILIK
1940’ ların mihenk taşı olan
İzer,’in İnkılap adlı eseri günümüzde dahi devam eden kopyacılık sorunu
tartışmalarının odak noktasıdır. Bu resim Deloxroix’in Özgürlük resmiyle
karşı karşıya getirilir. (resim 361
-ek 6)
iki resme ilk baktığımıza kopya olgusunu yoğunluğuyla hissederiz. İnkılap resmi
sergilendiği yılda,resim Deloxroix’in sanılmış. Bu çıplak gözle görünendir.
Fakat resme farklı yönlerden bakmak
gerekmektedir.Deloxroix’in resmi 1830 Orle’ans devrimini canlandırır.sergilendiği
yıllarda ‘kışkırtıcı’ olduğu için resim sanatçının elinden alınmış.
İzer bu resmi kalıp olarak kullanır. İnkılap yolunda Türkiye Cumhuriyetinin öyküsünü anlatır. Kompozisyon şeması neredeyse aynı. Kalıp
aynı olsa da altında yatan fikir tamamen farklıdır. Deloxroix, özgürlüğü,
başkaldırıyı bir isyanı ifade ederken,İzer devrimciliği simgelemiş. Resimlerdeki
stil farklılığı gibi nesnelere yüklenen anlamlarda
farklı. Yaşanan bir devrim olayının toplu fotoğrafını çekmiştir İzer. Deloxroix
İn aksine geride yanan bir kent değil yükselen bir Ankara motifi yer almaktadır.
İsyan eden halkın aksine aydınlık için yürüyen bir topluluk göze çarpmaktadır.
Elinde süngüsü olan asker gericiliğe karşı
savaş açmıştır. Elinde Türk bayrağı olan kadın Halide Edip’in yerini
almıştır. İleriyi gösteren Atatürk’ün etrafında çağdaş giyinimli Türk
kadını ve erkeğiyle çevrilmiştir.. Amaç eleştiri ve yorum yapmak
değil.1940’ları etkileyen olgunun birinin de kopyacılık ve taklitçilik unsurunun
oluşudur. Günümüzde dahi bu tartışmalar devam ederken Çağdaş yorumcularımızdan
Bedri BAYKAM’ın da aynı resmi yorumladığını da unutmayalım. Zaten İzer de bunu
kabul ediyor. Resmi şablon olarak kullandığını
ama resmin tamamen özgün olduğunu.