Bilal Erdoğan'da Resme Dönüşen Düşünce

ya da

"Parçalanmalar" Üzerine

Mümtaz Sağlam (Doçent, Dokuz Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Öğretim Üyesi)

1999 yılında sanatının en verimli çağında aramızdan ayrılan ressam ve öğretim üyesi Bilal Erdoğan (1944-1999), ölümünün birinci yıldönümünde bir sergi ve kitapla anılıyor. İzmir Resim Heykel Müzesi salonlarında Nisan ayı boyunca açık kalacak olan sergi dolayısıyla Mümtaz Sağlam'ın, Bilal Erdoğan'ın son dönem yapıtları üzerine kaleme aldığı bir değerlendirmeyi sunuyoruz.

Bilal Erdoğan'ın resimlerini düz bir okumayla "görselliğin akılcı bir tasarımı" olarak anlamak kolaycı ve eksik bir algılama olacaktır. Bilinç-dışıyla bağlantılı süreçlerin, görselliğe bir geçişme halinde yansıdığı bir takım duygu ve durumları da ayırt etmeden bu resimlerle gerçek bir karşılaşmayı sağlayamayız. Erdoğan'ın özellikle 1980'li yıllardan sonra yaşadığı nihilizmin, sosyo-politik ortam koşullarına ve sanatın bu süreçte aldığı tavra yönelik katı eleştirilerinden kaynaklandığı kesindir. Bu saptamadan hareketle, sanatçının doğal ve bozulmamış olana, saf sanatsal yorumlara nasıl bir inanç ve istekle sarıldığını anımsamak bile , Bilal Erdoğan'ın sergilediği sanatçı tavrı adına pek çok şeyi açığa çıkaracaktır.

Özellikle son yirmi yıl içinde yapılanan Bilal Erdoğan'ın resmi; "nesneden arınmış, aşkın bir görü'den gücünü alan, post-modern bir kurgu ve üretim düşüncesini kendiliğinden bünyesinde içselleştirmiş bir tasarım" olarak tanımlanabilir. Resmin görsel anlamda kuşatılmış bir deney alanından kendi maniyerizmi ve denetimiyle sıyrılıp çıktığı, kendi kaynakları bakımından değer kazandığı ve bir "proje" bağlamında imge/üstü yapıları çeliştirmeye adandığı bir kurgulama söz konusudur. 1990' lı yıllar ise, artık tüm görkemiyle önümüzde duran bu görsel organizasyonu "figüratif imlerle, dilsel bir paradoks yaratacak biçimde kurgulayarak yeni düşünsel açılımların önünü aralayan bir süreç" olarak adlandırılabilir.

Bilal Erdoğan'ın sanat yaşamının son yirmi yıllık dilimini; kendi içinde farklılıklar gösteren, daha önce de sorun olarak önümüze çıkarılmış bulunan, yerel-kültürel mirasla ilintili bir tavır değişikliğine sahne olan "Parçalanmalar" serisi içerir. Sanatçı, bu seride Ebru olarak bildiğimiz geleneksel ifade dilinin olanaklarını çağdaş bir resim bilinci ve duyarlığıyla devralarak , yeni bir soyut resim düşüncesi peşinde çok sayıda yorum ve kompozisyon olasılığını tartışmıştır. Böylelikle, teknikle sağlanan iç-içeliğin sağladığı hız ve coşkuyu da betimleyen büyük boyutlu, etkili soyut kompozisyonlar birbirini izlemiştir.

Bilal Erdoğan'ın resminde öncelikle belirtmek gerekirse; "yüzeyin öncelikli tanzimi" diyebileceğimiz plastik bir ideal söz konusudur. Yani, tasarlanan şey, bir yüzeydir öncelikle ve/fakat bir yüzeyden çok , derinliği olan bir yüzeyin resmedilmesi amaçlanmaktadır sanki... Ayrıca, yüzey kendi mutlak yapısıyla derinlikli etkisini sürekli tartışan bir bölünme-parçalanma içerisindedir. Buradaki ontolojik tavır, yapıntıların zaman-mekan diyalektiği içinde eşzamanlı kurgusunun da doğal bir sonucudur. Öte yandan Erdoğan resminin plastik yapı unsurları önceden üretilen ve tekrar edilen formlar değildir. Bu yüzden, tasarlanan sunuş o anda var olanın başat niteliğinin ve semantik değerinin bileşimiyle resme katkı sağlar. Rastlantısal varoluş, esasında her biri diğeriyle ilintili şekilsiz yapıları ortaya çıkarır. Sanatçı, renk parçalarıyla bu alt-yüzeyi parçalar, anlatının örselendiği bu anda ikinci bir dilin eklendiği çift değerli (katlı) bir ifadelendirme düzeyine geçildiği görülür. İlginç olan, yeni ve mantıksal müdahaleye sırtını dayayan renk lekelerinin (veya parçacıklarının) alt yüzeyi inkâr eden bir olasılığı tartışır hale getirmesidir. Yeniyle eskinin, geleneksel olanla güncel olanın belki... Yani, yüzeye sonradan katılan renk parçaları hem düzlemsi etkiyle derinliğe zıt bir varoluş içindeyken , aynı oranda da yüzeyden ayrıl/a/mayan bir derinlik tartışmasının kaynağını oluşturur. Burada önemli olan birbirini iten iki katmanı, bütünü oluşturan unsurlar olarak kabul ettirebilmektir. Nitekim, Bilal Erdoğan'ın resmini yüzeyi bir olay haline getiren, derinlik ve boşluk olgusunu irdeleyen, ayrıca doğal unsurların belirlediği bio-morfik oluşumları kapsayan bir yaklaşım olarak kabaca özetlemek mümkündür. Ancak bu tanım da Bilal Erdoğan'ın resmi için yeterli değildir. Biçim - anlam ilişkisinde etkin olan yorumlayıcı bir kapasiteyi öne çıkarmak gerekir. Sürekli değişim; renk, form ve leke anlamında her tasarım için yaşanan iç ve dış kaynaklı farklılaşma süreci resimlerin anlam boyutunda temel belirleyicisidir. Örnekse, sözünü ettiğimiz farklılaşma, boşluğun her defasında anlamını değiştiren göstergeleridir aynı zamanda.

Bilal Erdoğan'ın resminde kısmen beliren katastrofik uzam ve derinlik, gerçekte tüm algı önerilerini belirleyen bir güce sahiptir. İzleyici bu derinlik etkisi aracılığıyla resmin içindedir sanki. Sanatçının bir tür içselleştirdiği özgün ifade formlarının uçuştuğu bu boşluğa ait olup irkildiğimizi duyumsarız büyük ölçüde. Erdoğan'ın resimlerinde belirgin olan halet-i ruhiye'nin yer yer izleyiciye bir gerilim aktararak, kendi varoluş sorgulamasından kaynaklı yabancılaşmış bir dizgeyi önermesi (sunması) da ilginçtir. Belki bir iddia olarak kalacaktır ama, sanatçı parçalanmalar serisinde, büyük oranda dışsallaştırdığı olguların plastik s/imgelerini ifade etmeye çalışmıştır. Buradaki temsilin düzeyi, teknik beceri ve yarattığı önsel çağrışımlara koşut olarak mistik açılımlı, gök bilimle alâkalı fantazmatik bir gerçekçiliği anımsatan etki ve görkemle donatılmıştır.

Ayırca; Bilal Erdoğan'ın resminde eşzamanlı kurguya ve derinlik yanılsaması yaratmaya dayalı duran bir düzen kavrayışı vardır. Bu kısmî yanılsama, uzam- zaman periyodunda, yapıntıları içine alan eden bir sahne'yi çıkarır ortaya. Batılı bir duyumsama ile söz konusu örüntü yapısını farklılaştıran ve kişiye özel bir duruma getiren katkılar bu düzen anlayışına eklenir. Sonuçta, Erdoğan'ın yapıtları aracılığıyla eşzamanlı bir kurgunun yol açtığı yüzey ve derinlik sorunlarını tartışmak istediği varsayımına da ulaşılabilir. Tıpkı Marleau-Ponty'nin dediği gibi, "varlıkbilimsel öneme sahip bulunan bir derinlik" söz konusu olmaya başlar burada. "Parçalanmalar" serisi, karşıt renk ilişkilerinden türeyen, sözünü ettiğimiz birbirini itme (inkâr ?) prensibine dayalı bir kurguya dayanır. Genelde görkemli, etkili ve dinamik kompozisyonlardır. Form ve renkler açısından dengeli bir yapılanış esastır. Resmin bir yerinde odaklanan ana kütleden bir kopuş, handiyse bir patlama-sıçrama mizansenini çağrıştırır. Bu itme ve çekme, duyumsanan sürekli gerilimin nedenidir. Bir atom çekirdeğinin parçalanışı, bir hücrenin bölünüşü ya da uzay boşluğunda yaşanan bir gök olayı gibi açıklamalar, izleyicinin yorumlama edimine fazlasıyla yön vereceği için ifade bile edilmemelidir burada...

"Parçalanmalar D-7" , Erdoğan'ın on yıllık bir süreçte dilsel bir değişim adına yaşamak istediklerini çok iyi örnekler. Burada, desentral (merkezi olmayan) bir düzenleme , ağır statik varoluşu değişken ve dinamik, serbest bir ifade arayışıyla bütünleştirir. Karşıt renk arayışları minimal düzeye çekilirken, önsel süreçlerin rastlantıya atıflı bir oluşum düşüncesini ısrarla gündeme taşıdığı görülür. Jean Debuffet'den A.R.Penk'e uzanan özel bir bağın içinde buluruz kendimizi. Bu ilişkiyi gündeme getirmenin bir nedeni de, resim yüzeyindeki özgür biçimleme iradesinin öne çıkmasıyla figüratif yönsemeli bir tavrın kendini görünür hale getirmesidir. Bazen portre çağrışımlı, bazen de çocuksu duyarlığın beslediği çizgisel dille kotarılan figüratif betimlemeler, esasta soyut ve rastlantısala atıflı yüzeyde kendilerine yeni bir resim düşüncesi bağlamında yer bulur. Artık başlı başına bir alt diziyi oluşturan "Günlükten" dizi-resimlerinde, kompozisyonun muhtelif bölgelerinde elele tutuşmuş kadın ve erkek figürlerinin silüet şeklinde bile olsa resimlerin genel duruşuna büyük etki yaptığı açıktır. Örnekse; diziyle aynı adı taşıyan 1995 tarihli bir resim, iki ayrı figüratif unsurla yapısını bütünler. Sol altta, yandan betimlenmiş anonim bir portrenin yanı sıra diğer resimlerinde de kullanageleceği, neredeyse piktograma dönüşen el ele tutuşmuş iki figür silüeti yer alır. Radikal bir tavır değişikliğinin ilk göstergelerinden biri olan bu çalışma, sanatçının son dönemine de yön veren psiko-sosyal etkenlerin eşiğinde biçimlenen değişimlerin başlangıcını oluşturur. Bilal Erdoğan açısından, bu değişimin nedeni ise, fikren bitmiş olanın tekrar edilmesinin yaratıcı bir etkinlik sayılmayacağına olan inanç olsa gerektir. Yapıtlarda artık açıkça görülen manyerizm ve bir ölçüde önemsizleştirme belirtileri, prototip tasarımlara yönelik tekrarların yarattığı sıkıntıyla da ilgili olabilir. Aynı oranda, toplumsal ve siyasal yapımızda yaşanan değer yozlaşmasının bir yansıması olarak da açıklanabilir. İfade olasılıklarını, bir takım simge formlarla ilgisi bulunmayan yüzey tasarımının düşünsel ortamıyla çatıştırmak, cüretli bir denemedir her şeyden önce.

Özetlersek; Bilal Erdoğan'ın ömrünü doldurmuş bir süsleme tekniğiyle kurduğu dilsel yakınlık, bilinç-dışı etkenlerin yol açtığı bir sonuçtur. Erdoğan'ın gerek antropolojiye, gerekse halk bilime karşı duyduğu sıcak ilgilerin bunda büyük payı vardır. Aynı oranda, eski bir tekniğe öykünme, buradan yeni ve deneysel niteliği gelişmiş bir tavrın dinamiğini saptama girişimi, Erdoğan'ın geçmişle, otantik olanla yakınlık hissetme (yurtsama?) yeteneğinin de doğal bir sonucu olabilir. Önemli olan, buradaki seçici duyarlığın , öykünmenin düzey ve şeklini belirleyerek, kaynağını aşan ya da ondan çok farklılaşan sonuçlara taşıyacak bir bilinç niteliğine sahip bulunmasıdır. Bu niteliği baştan kendi içinde yaratarak hareket eden Erdoğan, söz konusu tekniği özümseyen bir sanatçı sorumluluğuyla kendi özgün denemelerini oluşturma yolunu hızla benimsemiştir.

Bilal Erdoğan'ın resmi, sonuçta basit ile karmaşık olan arasındaki birbirini tayin eden bir dizi eylemle açıklanabilir. Giderek yüzey ve derinlik etkilerini öne çıkaran , renk ve espas olgularını plastik sorun olarak ortaya koyan bu yaklaşımda ilginç olan yapıntıların gönderme yaptığı alanların ya da düşünce ve yorumlarının karmaşık bir yapı sunmasıdır. Bir tür aksiyon resmi olarak tanımlayabileceğimiz bu resimleme çabası dinamiğini bir yandan geleneksel olandan alırken, diğer yandan onu yeni ve çağdaş bir duyarlıkla günümüze uyarlayan, bir aidiyet tartışması yaratmayacak ölçüde kendine mal eden bir bilinç niteliğinden de beslenir. Dolayısıyla eylem bazında her resim için aynı gibi görünen hareket seyri, esasında her çalışmada baştan farklılaşan tavır-davranış ve düşünce değişimlerine sahne olan bir özgünlük gösterir. Toparlarsak, Erdoğan tuvalde bir konuyu resmetmek yerine, konusu resim olan bir olayı yaşa/t/maktadır.

Sanatçı duruşu açısından, kararlı bir kişilik; birey ve toplum tartışmalarının içinde devinen bir kültür adamı olarak karşımızdadır Bilal Erdoğan. Her zaman gerçek kimliğini, onu oluşturan-donatan değerleri göz önüne sermek istemiştir. Entelektüel yanıyla, Anadolu insanının karizması iç içedir. Hiç kuşku yok ki; geçmişe, doğal yaşam alanlarına duyduğu özlem, resmini ayakta tutan temel dinamiklerden biri ve başlıcası olmuştur.

Mümtaz Sağlam , 1984 yılında İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi, Buca Eğitim Fakültesi Resim Bölümü'nden mezun oldu. Aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü , Resim Anasanat Dalı'nda "Yüksek Lisans ve Sanatta Yeterlilik" Programlarını tamamladı. Milliyet Sanat, Gösteri, Türkiye'de Sanat, Gençsanat, Cumhuriyet Kitap, Edebiyat-Eleştiri , Sanat Dünyamız ,E, Adam Sanat,Virgül ve Arredemanto Mimarlık gibi dergilerle Cumhuriyet Gazetesinde resim sanatı üzerine yazıları yayınlandı. 1997 yılında Umur Türker , 1998 yılında da Fahri Sümer isimli iki kitabı çıktı. Halen, İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi , Resim Bölümü'nde öğretim üyesi (Doçent) olarak çalışmakta , Atölye derslerinin yanı sıra Çağdaş Türk Resim Sanatı ve Sanat Eserleri İncelemeleri gibi dersleri vermektedir. Tel : 0 532 224 29 45

E Mail: msaglam@deu.edu.tr

1